28 Mayıs, 2020

Aşık Hasan Hüseyin



Antepli Aşık Hasan Hüseyin Kimdir?

Gaziantep'in Çapalı köyünde 1901 yılında dünyaya geldi. Yaşadığı dönem içerisinde Antepli Aşık Hasan, Kel Hasan Hüseyin, Hasan Hüseyin Dede adları ile tanındı. Usta malı deyişleri söylemesinin yanı sıra kendi yazmış olduğu şiirleri de icra etmiştir. Ayrıca uzun yıllar Cemlerde zakirlik yapmıştır. Malatya, Kahramanmaraş, Gaziantep gibi illerde yaşadığını bildiğimiz aşığımız dört evlilik yapmıştır. TRT repertuarlarına kazandırdığı türkülerin yanı sıra elliye yakın taş plak çıkardığı bilinmektedir. Maalesef ki günümüze bu plaklardan bir kısmı ulaşmıştır. 1973 yılında ise yerleşmiş olduğu İskenderun'da bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Kendi sesinden paylaştığımız bir taş plağını dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.


Aşık Halil Yıldız



Aşık Halil Yıldız Kimdir?

1933 yılında Manisa'nın Kula ilçesinin Kenger Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde tamamladı. Maddi durumu elvermediği için eğitim hayatına devam edemedi ve köyünde çobanlık yapmaya başladı. Hayatının büyük bölümünü çiftçilik yaparak sürdürdü. Gençlik çağından itibaren saz çalıp söylemeye başladı. İlk dönemlerinde usta malı türküler söyleyen Aşık Halil Yıldız, sonrasında kendi şiirlerini de okumaya başladı. TRT İzmir Radyosu'nun bir çok kez konuğu olan aşığımızın yaklaşık yirmi şiiri de radyo repertuarlarında yerini almıştır. 2000 yılında da şiirlerinin ve hayatının yer aldığı Şiirler adlı kitabı çıkartıldı.

Youtube Kanalımız Ozanlar Odası'nda, Aşık Halil Yıldız'ın kendi sesinden paylaştığımız türküyü dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.





Aşık Aladeli Kimdir?



Aşık Aladeli Kimdir?

Maraş'ın Afşin ilçesinin Berçenek Köyü'nde 1930 yılında doğdu. Asıl adı Haydar Kaya'dır. Abisi Mahrumi (Rahmi Kaya) ile birlikte Mahzuni Şerif'in ilk hocalarındandır. Küçük yaşlarda ilgi duyduğu aşıklık geleneğine babasının da desteğiyle giriş yaptı. Genç yaşlarında usta malı deyişler seslendirdi. Sonraki dönemlerde kendi deyişlerini yazmaya başladı ve bunları söyledi. Abisi Aşık Mahrumi ile birlikte yörenin tanınan, sevilen ozanları arasında yer aldı. Türküleri çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi. Maalesef ki birçok ozanımız gibi yaşadığı dönemde hak ettiği değeri göremeyen Aşık Aladeli, 19.06.1999 tarihinde ise İstanbul'da vapurdan inerken denize düşmüş ve bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Kimim ben hatırlat bana
Kendimle tanıştır beni
Neyle yalvarayım sana
Misal ver konuştur beni

Ömrüme ermeden zeval
Geçen günler dolu hayal
İçime bir güzellik ver
Küskünüm barıştır beni

Kalmadı sabrı kararım
Kaybettim kendim ararım
Sözleri derde dermanım
Unutma soruştur beni

Affeyle sultanım suçum
Gurbete ele yıktım göçüm
Aladeli yanar içim
Hasretim kavuştur beni

Çok bilinen türküleri yer arasında yer alan Kimim Ben Hatırlat türküsünü kendi sesinden dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz.




28 Nisan, 2020

Aşık Ali İzzet Özkan Kimdir?

Höyük Köylüsü Geleneceğince Yaptırılan Mezarı Başında. Fotoğraf: Mehmet Ali Erdin. 27 Ekim 1978.

AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN KİMDİR?

1902 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Höyük Köyü'nde doğdu. Bir yaşında annesini kaybetti. Küçük yaşlarda saz çalmaya heves etmesi, aşıklık geleneğiyle erken tanışmasına neden oldu. Aşık Sabri'den saz dersleri aldı. Genç yaşında Mersin'e gitmek zorunda kaldı. Mersinde iken Fransızlar kenti işgal edince Aşık Ali İzzet'te Kurtuluş Mücadelesine katıldı. Otuz arkadaşı ile Fransızlara esir düştü. Esirlikten kaçarak kurtulurak tekrar köyüne döndü.

Yaşamı boyunca birçok şehir ve köy gezen aşık Hacı Bektaş Dergahında bir süre hizmette de bulunmuştur. 1949 yılında komünistlik propagandasıyla Sivas Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmış ve beraat etmiştir. Yüzlerce şiiri olan ozanımız yaşamı boyunca on bir kitap yazarak şiirlerini bu kitaplarda toplamıştır. Yazmış olduğu kitaplar:

  • Bugünkü Anadolu Halk Şairi Ali İzzet (1942)
  • Türk’ün Sazından (1951)
  • Aşık Ali İzzet Ağlıyor (1955)
  • Kitap Küçük Dert Büyük (1956)
  • Teller de Muradın Alsın (1958)
  • Şiirler (1963)
  • Ali İzzet Kıbrıs Adasında Neler Görmüş (1964)
  • Sürmeli (1966)
  • Mühür Gözlüm (1967)
  • Mühür Gözlüm Genişletilmiş Baskı (1969)
  • Kırkambar (1974)

  • 29.03.1941 Tarihli Fotoğraf.
    Soldan Sağa: Küçük Aşık Veysel (Elinde Saz Tutan), Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet Özkan
Yöresinin tanınan ozanlarından olan Aşık Ali İzzet Özkan yaşamı boyunca birçok aşık arkadaşıyla dost meclisinde muhabbet etmiştir. Seyahatleri, geçmiş dönem aşıkları hakkında yaptığı araştırmalar, dost sohbetlerinde tanık olduğu anılar vb. bir çok konuyu not ederek günümüze değin ulaşmasını sağlamıştır. Bu çalışmaları Anadolu Halk edebiyatı adına büyük önem taşımaktadır.

Bir yazı yazdım bu deftere benden kalsın yadigar
Bir gün ola ne ben kalam, ne yazı kala, ne defter
Bana benden olur her ne olursa
Başım selamet bulur dilim durursa
                                          Aşık Ali İzzet Özkan

Şubat ayı kısa gücük gelince
Domur domur yerden çıkar çiçekler
Mart ayında şu gökler gürleyince
Silkinir uyanır kalkar çiçekler

Çiğdem biter al kırmızı donu var
Gök navruzun derelerde şanı var
Dertli lalerin eğri boynu var
Yel esti mi vurur yıkar çiçekler

Abrıl Nisan ayı dağlar don bürür
Kara sümbül vala giymiş has durur
Kaba yeller eser buz karlar erir
Çisen çisen yağmur yağar çiçekler

Haziranda mavi nerkis allanır
Cümle çiçek aşka gelir sallanır
Bülbül öter has bahçeler güllenir
Burcu burcu ne hoş kokar çiçekler

Mayıs ayı ak çiçekler toplarım
Deste deste bağlar bağlar çaplarım
Armağan getirir dost ahbaplarım
Hasret ile yola bakar çiçekler

Temmuz ayı yeşil otlar döşenir
Düz ovalar yüce beller kuşanır
Kabacıklı yaylalarda yaşanır
Cığıl cığıl sular akar çiçekler

Al'İzzet çiçeğe vurulmuş gezer
Mor menekşe gibi kırılmış gezer
Küsmüş dünyasına yorulmuş gezer
Senin'çün göz yaşı döker çiçekler

Aşığımız 1981 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmış ve doğduğu köye defnedilmiştir. Höyük Köyü'nde köy halkı içerisinde sayılan sevilen kişiler için mezar yaptırma geleneğinin sonucunda Aşık Ali İzzet Özkan'a da mezar yaptırılmıştır. Mezar taşında ise şu şiirinin yazılmasını istemiştir:

Sağlığımda mezarımı ben kazdım
Ölmeden kabire uzandım yeter
Kefenimi tabutumu ben düzdüm
Al yeşil irenge boyandım yeter

Ölümden korkum yok o benden korksun
Cehennem var ise günahım yaksın
Cennet güzelleri seyrana çıksın
Sevgi muhabbete özendim yeter

Hak Muhammed Ali ulu Hünkar'a
On beş defa geldim yüz süre süre
Yedi sene hizmet ettim bir pire
Bir Al'İzzet ismi kazandım yeter


Öneri Kitap - 47


Uzun bir aradan sonra yeni bir kitap önerisi ile sizlerleyiz. Aşık Ali İzzet Özkan adına Prof. Dr. İlhan Başgöz tarafından yazılmış eserin elimizde olanı 1979 tarihinde yayınlanmış. Kitabımızda tahmin edeceğiniz gibi ozanımızın; yaşamına, sanatına ve şiirlerine yer verilmiş. Aşık Ali İzzet Özkan ile ilgili hazırladığımız biyografisini ise bir sonraki paylaşımımız da sitemizden okuyabilirsiniz. Şimdilik konuya bir şiiriyle veda edelim.

Evvel ataş püskürürdüm ağzımdan
Şimdi bir çıngıyı yakamaz oldum
Tapımız kesildi iki gözümden
İpliği iğneye takamaz oldum

Seslendim mi gelir idi sözüme
Şimdi İzzet deli diyor yüzüme
Yokuş iniş görünmezdi gözüme
Şimdi bir tepeyi çıkamaz oldum

Kocadın Ali İzzet kocadın Özkan
Saçların ağardı gözler boz duman
Dağdan dağa sıçrar idin bir zaman
Şimdi de bir arkı geçemez oldun

26 Şubat, 2020

Hengami Baba

Rusçuk Şehrinden Eski Bir Fotoğraf
Aşık Hengami Kimdir?

19 yy. aşıklarından Hengami Baba'nın doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bulgaristan'ın Rusçuk şehrinde dünyaya gelmiştir. Bunu şu dizelerinden anlamaktayız:
Bu şehrin miskini meczup geda bir dervişan derler
     Diyar-ı kal'a-i Rusçuk'ta bir Hengami şanım var

Tanıştığı aşıklar sayesinde saz çalmayı ve şiir yazmayı genç yaşında öğrenir. Geçimini uzun süre yaptığı kahvecilikle sürdürür. Bir müddet de kahveciliği Amasya'da yapar. Uzun zaman ise İstanbul'da yaşamasına rağmen Anadolu'nun birçok farklı şehrini gezmiş buralarda ikamet etmiştir. İstanbul'da yaşadığı dönemlerde Beşiktaşlı Gedai Baba ile  yakın arkadaşlık etmiştir.

Hengami Baba Bektaşi'dir ve Hacı Bektaş Veli'ye derin bir sevgisi, saygısı vardır. Bazı şiirlerinden hırka giydiğini, beline kuşak kuşandığını ve çilesini ikmal ederek Bektaşilikte önemli bir makama yükseldiğini anlamaktayız. 


Anadolu'da gezdiği şehirlerde düğünlerde ve çeşitli etkinliklerde saz çalar. Bu dönemlerden birisinde yine Bursa şehrinde iken 1873 yılında bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Aşığımızın koşma, divan, semai, ayaklı semai, kalenderi, destan ve gazel tarzında şiirleri mevcuttur. Döneminin tanınan ozanlarından olan Hengami Baba'nın bizlere bırakmış olduğu çok değerli dizeleri mevcuttur.

Huzurunda kolu bağlı dururuz
Siyasete cürmü sormayanlara
Ervah-ı ceddine la'net okuruz
İkrarında sadık durmayanlara

Bülbüle açılmış gül gösteririz
Pervaneye nardan kül gösteririz
Rehnüma oluruz yol gösteririz
Çeşmi a'ma olup görmeyenlere

Hengami der benim çok günahım var
Mağrifet edecek padişahım var
Muhibb-i sadıka eyvallahım var
Ser verip de sırrın vermeyenlere

------------------------------

Divan'a bir örnek:

Bir güruh aşıklarız kazip sözüne kanmayız
Öyle bir meczuplarız zencir ile uslanmayız
Canib-i havz-ı hayata girmişiz yıkanmışız
Yağsa kırk yıl rahmet-i nisan ile ıslanmayız
Bizleri yaktı yakan yanmağa hacet kalmadı
Korkmayız nar-ı cehennem ateşinden yanmayız
Yol değil meczub isek de aklımız idrakimiz
Dosta dostuz can feda düşmanı dosttan seçmeyiz
Rengi yok Hengami dehrin nakşına meyletmeyiz
Dilde mahbup zen tabiat dehrine aldanmayız

------------------------------

Kalenderi'ye bir örnek:

Sevdim seni buldum başıma derd ü belayı
Sevmezdim eğer bilse idim piş-i cefayı
Aşık beni sevdi deyu bin naza çekersin
Ağlatmağı layık mı beğim ben fukarayı
Gördüm seni güldün yüzüme gönlümü aldın
Sen gönlümü almak için attın dübarayı
Sevmezdim eğer sevmemek olsaydı elimde
Sevdim deyu çaldın yüzüme yağlı karayı
Destinde iken kadrini bil etme feramuş
Vallahi ararsın sonra Hengami Baba'yı

Hengami Baba Hakkında Yazılmış Kitabın Detayarı İçin Tıklayabilirsiniz

Aşık Ali Cemal


1941 yılında Tunceli ilinin Mazgirt ilçesinin Akpazar (Peri) bucağına bağlı Velişeğ mezrasında Temmuz ayında dünyaya gelmiştir. Kalabalık nüfuslu çiftçi bir ailenin çocuğu olarak büyümüştür. Babasının adı Mustafa annesinin ki ise Selvi'dir. Ailesi yörede tanınan sevilen bir aile olduğu için evlerinde sazlı sözlü muhabbetler eksik olmamış ve bu ortamda kendisini yetiştirme imkanına sahip olmuştur. 

Burada kendi anlatımına da yer vererek devam edelim:
Babamın büyük oğlu bendim. İmkansızlıklar dolayısıyla yüksek öğrenim okullarından mahrum kaldık. İmkanlı zamanlarda saz söz ehlileri ile buluşa görüşe yolumuz çok köy kentlere kadar uzadı. Ankara, İstanbul'lara kadar. Ve bu küçük yaştan şu ana kadar dert minnet dolu çilekeş hayatımız içinde doğudan-batıdan, köyden-kentten, cahilden-kamile, yoktan-vara, körden-göre kadar çeşitli inançlarla bilinçlenmiş, insanların fikir ve düşüncelerinden geçirdiğimiz yolculuğun bazı aldığımız ilham gerçek göreneklerimden görüp bildiğim kadarıyla -Halkın bir ozanı olarak- Bilinçlenmiş halkın sözlerini kısa cümlelerle yazmayı, hayati şiirlerime Ali ismindeki memkeletimizin delisi bilinen, hisli serüvenlerini yazmaya fayda buldum.* 

* Aşık Ali Cemal'in Doğu Anadolu'nun Doğuları adlı kitabının ön sözünde ki anlatımıdır. İlgili kitap ile ilgili bilgi almak için tıklayabilirsiniz.

1958’li yıllarda Davut Sulari, Aşık Daimi, Aşık Beyhani, Aşık Mahzuni, Aşık Hüdai, Ruhi Su ve Ali Ekber Çiçek gibi isimlerle tanışarak sanat gelişimine devam etmiştir. 1990’lı yılların başında Çankaya Belediyesine işe girmiş ve uzun bir süre burada çalışmıştır. 2016 yılında da bedenen aramızdan ayrılmıştır. Ayrıca ozanımızın Doğu Anadolu'nun Doluları, Halk Ozanı Ali Cemal'in Hayatı ve Deyişleriİnsanlık Özlemi adında üçte kitabı vardır.

GÜVENİ KENDİNDE BUL

İnsan daima kendine güven
Dara kalırsan gören olmaz
Hiç kimseden medet bekleme
Aç gününde ekmek veren olmaz

Göç istersen yaylalı dağ ol
Gıdalardan kaymakla yağ ol
Bülbüllere güzel bir bağ ol
Solarsa gülün deren olmaz

Evvela kendine bul çare
Ömrün verme ah ile zare
Sonra azar sendeki yara
Yarana merhem süren olmaz

İnsanlığın dışına çıkma
Kemaletin bil gönül yıkma
Ali Cemal doğrudan bakma
Hakkın sırrına eren olmaz

DERTLİ CEMO

Hele bakın bu sefile
Köylü Cemo dertli Cemo
Gül rengi dönmüştür küle
Köylü Cemo dertli Cemo

Bedeni var başı yoktur
Koca yurtta işi yoktur
Barınmaya aşı yoktur
Köylü Cemo dertli Cemo

Çalıp yese hırsız olur
Çok dert yansa arsız olur
Bir esirden farksız olur
Köylü Cemo dertli Cemo

Eşeği yoktur ço desin
Öküzü yoktur ho desin
Nerden kazanıp ne yesin
Köylü Cemo dertli Cemo

Bizde evladız vatana
Neden hasretiz soğana
Haline bizden doğana
Köylü Cemo dertli Cemo

Ali Cemal asıl türküm
Der ile örülü kürküm
Bir ölüden yoktur farkım
Köylü Cemo dertli Cemo

Aşık Ali Cemal'in Anısını Okumak İçin Tıklayabilirsiniz

Bayburtlu Celali

1928 yılına ait Bayburt'tan bir fotoğraf
Bayburtlu Celali Kimdir?

Bayburt'un Tahsini (Ozansu) Köyü'nde 1850 yılında doğdu. Asıl adı Ahmet'tir. Yoksul bir ailede büyüdü. Küçük yaşlarda şiire ilgi duydu. Sünür Köyü'nde medrese eğitimini tamamladı. Köyünde çobanlık, bahçıvanlık, rençberlik gibi işler yaparak geçimini sağladı. İki evlilik yaptı. İlk eşi genç yaşta hayatını kaybetmiş ve bu durum onu çok üzmüştür. Yoksul bir yaşamı olan Celali şiirlerinin bir çoğunu irticalen söylemiştir. Saz çalmadığı bilinmektedir.

Rivayete göre Celali çobanlık yaparken bir gün dağda uyur ve koluna erenler tarafından bilezik takılır. Uyandığında kendinden geçmiş bir halde divanelik alametleri göstererek güttüğü danaları gündüz vakti köye getirir. Celali'nin durumunu görenler köyün hocasını çağırır ve Celali hocaya şu dizeleri söyler:

Bir peri aşkından divane oldum
Çağladı gözyaşım akıyor hoca
Erenler şahından bir name aldım
Dilim ezber etmiş okuyor hoca

Pir destinden nuş eyledim bu abı
Anda açılmıştı aşkın kitabı
Yegan yegan sor ki verem cevabı
Bu gün gam kervanım kalkıyor hoca

Bir yere cem olmuş kırklar erenler
Her bakışta arş-ü kürsi görenler
Devasız dertlere derman verenler
Her biri bir derse bakıyor hoca

Yaktı Celali'yi bu aşkın narı
Sağ başta durmuştu kırkların piri
İçlerinde gördüm Horasan eri
Hu çekende canlar yakıyor hoca

Bu hali yüzünden köylülerin bir dönem deli dediği Celali, duruma içerlenir ve yine şiirle cevap verir. Köyünden ayrılarak çevre illeri gezdiği ve Narmanlı Sümmani ile muhabbetinin olduğu bilinmektedir. Bayburt'un tanınan aşıklarından Hicrani'yi de sanatsal olarak etkilemiştir. Yöresinde tanınan şair, yaşamını yoksulluklar içinde sürdürse de aşık arkadaşlarıyla muhabbeti sürdürmeyi bırakmamış onlarla dost meclislerinde sıkça buluşmuştur.

Tasavvufi şiirlerinin yanı sıra, toplumsal ve günlük yaşantısında maruz kaldığı konular hakkında da şiirler yazmıştır. Onlarca destanı ve koşması mevcuttur. Bir dönem şiirleri ve söylemleri hocalar tarafından yadırganınca mahkemeye verilir ve on bir ay hapis yatar sonrasında beraat eder.

Saz çalan yakın arkadaşı Mahmut ile birlikte uzun süreler komşu illeri dolaşarak şiirlerini dile getirir. Mahmut'un genç yaşta ölmesi onu yine derinden üzmüş ve şiirlerle arkadaşını uğurlamıştır.

1915 yılının Temmuz ayında ise köyünde bedenen aramızdan ayrılmıştır. Ölüm döşeğinde şu dizeleri söylemiştir:

Nedir bu sevdalar serde ilahi
Ben yanarım ağlayanım il oldu
Hicran döşeğinde müşkül halim var
Ağlamaktan didelerim kan doldu

Kavim kardeş yüz çevirdi yanımdan
Daha sormaz oldu ad-ü şanımdan
Ol kadar usandım tatlı canımdan
Her bir günüm bana birer yıl oldu

Saki son camından sundu zülalim
Kazındı defterim doldu zevalim
Gelsin o vefasız helalleşelim
Bugün Celali'ye gel ha gel oldu



Sofi kelamında imlayı döşür
Hiç yaman danışma il incinmesin
Sözü kantara çek, zihinde pişir
Yahşi danış ehl-i dil incinmesin

Aşk oduyla yanar gönül çırası
Bir derttir ha kafın arası
Merhem kabul etmez dilin yarası
Salma iki göze mil incinmesin

Celali dert ehli derdin ağlamış
Kendi neşteriyle bağrın dağlamış
İki çeşmin yedi bahre bağlamış
Bir de sen bağlama sel incinmesin

Bayburtlu Celali Hakkında Yazılan Kitap İncelemesini Okumak İçin Tıklayabilirsiniz...


25 Şubat, 2020

Muhlis Akarsu: Babam Hiç Taraftar Değildi Saz Çalmama


Saz çalmaya ortaokul son sınıfta başlamıştım. Ama babam hiç de taraftar değildi saz çalmama. O nedenle lise birinci sınıfta okulumu bıraktım ve elimde sazım köyleri dolaştım. Gittiğim köylerde köylülerle ya muhtar odasında, ya da köy kahvesinde oturup konuşur, onların dertlerini dinler ve başlardım sazımla çalmaya. Yaptığım 100'ün üzerindeki plakta ve 150'ye yakın bestede ses de, söz de, saz da bana aittir. Bu düşüncemden hiç kopmadım. En son olarak yaptığım "Vay Benim Döyümün Dertli Kaderi" adlı bestem bunun yeni bir örneğidir.

İlk olarak "Koca Dünya" adlı bestemi Cem Karaca plak yapmıştı. Daha sonra aynı şarkıyı Neşe Karaböcek de söyledi. Son olarak ise "Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin" adlı şarkımı Muzaffer Uludağ, "Ne Zaman'" adlı şarkımı ise Gülden Karaböcek plak yaptılar. Bunlar benim gibi bir halk ozanı için gerçekten gurur verici şeyler. Sanırım yeni yaptığım long-play'imdeki pek çok şarkıyı plak yapmak isteyen şarkıcılar da çıkacaktır.

Muhlis Akarsu'nun kendi anlatımıdır. Sitemizdeki diğer Muhlis Akarsu konuları için aşağıdaki linkleri tıklayabilirsiniz:

Muhlis Akarsu Türkücülerden Şikayetçi

Muhlis Akarsu Kimdir?

Sosyeteden Halk Ozanı Çıkmaz

Aşık Yener: Hayat Hikayem


1928 yılının bir sonbahar günü gelmişim bu çetrefelli, adaletsiz dünyaya. Ay tutulmalarında teneke çalınarak, güneş tutulmalarında da silah atılarak nur parçası olarak bilinen bu iki cismin karanlıktan sıyrılarak kurtulacağına inanılan batıl itikadın hüküm sürdüğü o tarihlerde Maraş vilayetinin Elbistan ilçesine bağlı Tanır Köyü (şimdi ilçemiz Afşin) Hane: 2 cilt 10 sayfa 86 da kayıtlıyım Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına. Dini: İslam, Mezhebi: Hanefi deyi de özellikle taşımış olduğum nüfus cüzdanına işlenmiştir. Ancak hala düşündürür beni bu din ve mezhep kaydının işlenmiş olması. Yazılmış olmakla ne karım var; yazılmamış olsa idi ne zararım olurdu deyi.

İlkokulu kendi köyüm Tanır'da bitirdim. Orta ve mesleki öğrenimimi de, eski bir öğrencisi ve mensubu bulunmamla gurur duyduğum Seyhan-Düziçi, Sağlık Kolu kısmını da Ankara-Hasanoğlan Köy Enstitülerinde tamamlayarak, 1946 yılında sağlık memuru unvanıyla mezun oldum. Kökeni siyasi nedenlere dayalı olaylar sonucu 1962 yılında tutuklandım ve dokuz ay tutuklu kaldıktan sonra açığa alınmış halimle beş sene kadar mahkeme karar ve yargıtay tasdik kararını bekleme süreci içinde gelmiş olduğum İstanbul havasının kozmopolit çirkefinin çamur bataklığında yıllar yılı iş aramalar hor görülmeler, kovulmalar, devrimci şiirlerimden dolayı çeşitli takipler, tehditler, açlık, perişanlık ve sefalet günlerim doldurdu. Fakat hiç bir güç beni inanmış olduğum sosyal adalet ilkelerine bağlılığım ve sömürü düzenine açmış olduğum davamdan döndüremedi ve döndüremezde.


Üzüntünün ve dayanılması güç yaşam savaşının içinde bulunmam neticesi biyolojik yapımın tahammülsüzlüğü nedeniyle kalp hastalığına yakalanmam, yokluk ve sefalet beni hedefimden, inancımdan döndüremedi, yıldıramadı ama, kitap, defter, kalem alma gücünden dahi yoksun olmam nedeniyle ilkokul ve ortaokuldan sonra okutamadığım beş çocuğumdan büyüklerden üçünün bu durumları, bu öğrenimsizlik durumları beni içten içe kemirir ve yer bitirir. Devletimizin bu eğitim düzenindeki adaletsizliğe son vermesi birinci dilek ve gönül arzumdur. Parası olanın okuyabilmesi, parasızın okuyamaması en büyük dert ve halolunması gereken baş bir problemdir. İstanbul'un kenar mahallelerinde susuz, elektriksiz, her türlü sosyal yaşam şartlarından yoksun kiracı olarak oturduğumuz ve yarı ömrümüzü tükettiğimiz gecekondunun tek odalı odasında yazdığım bir şiirle de yaşantımızdan örnek vereceğim.

Düzen bozuldu çarkı yok
Bizim evde bizim evde.
Sağın, ölüden farkı yok
Bizim evde bizim evde.

Yıkık , dökük dört bir köşe
Lamba gazsız, kırık şişe
Ne zevk vardır, ne de neşe
Bizim evde bizim evde.


Hiçbir işe varmaz elim 
Yorgan yırtık dilim dilim 
Ne halı var, ne de kilim 
Bizim evde bizim evde. 

Dövüş çıkar bazen bazen 
Çok durum var gönül üzen 
Ne dirlik var, ne de düzen 
Bizim evde bizim evde. 

Çocuklar avare gezer 
Karı asabını bozar 
Aşık Yener destan yazar 
Bizim evde bizim evde. 

Ve yine günlerce, aylarca iş arayıp bulamadığım, evde ne var, ne yok satıp yediğimiz günlerde yazılmış bir şiirden bir kıt'alık örnekleme: 

Daldı Aşık Yener derine daldı
Bir iş için üç yıl bin kapı çaldı 
Satmadık ne yastık, ne yorgan kaldı
Tamtakır bizim ev hanı da geçti.

Ve yine hırsız ve rüşvetçi erbabına karşı çıkmam neticesi beş seneden sonra başlamış olduğum memuriyetten dilimizin ceremesi olarak sürgünlere gönderilmem zamanının birinde yazmış olduğum bir şiirden bazı kıt'alar: 

Madde madde yeri var bizim Anayasa'da 
(İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.) 
Cepler delik, mide boş olsa da, olmasa da 
(İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz)

Doğu Anadolu'nun tüm halleri derbeder 
Otosu yok, yolu yok hastalar sırtta gider 
İstanbul'la, Ankara sabaha dek dans eder 
(İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.) 

Hacı Yatmaz Ağa'nın köyü var katar katar 
Kendi gider Başkent'te kız oynatır, zevk çatar 
Karnın doyurmak için Hasso ceketin satar 
(İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.) 

Rüşvet erbabı şahin gelip makama çöker 
Otuz yıl ayni yerde, yerde keyfine bakar, 
Garip Aşık Yener'e her sene sürgün çıkar 
(İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz.) 

İşte bu ve buna benzer şiirlerimi zaman zaman okudukca, o günlerin anıları bir düşman süngüsünüa korkunçluğu ve acısı ile yüreğime yeniden saplanır gibi gelir bana. Bir daha hınçlaşır, bir daha duygulanır, bir daha intikam hırsı ile hemen sarılırım kalemime.


Batıl itikatlara hiçbir zaman iltifat etmedim. Ve bu batıla inanmak isteyen bilinçsizleri mantıki yoldan uyarmaya, fenne, bilime ve müsbet ilimlere inandırmaya aklımın erdiğince çaba gösteririm. Yine bir şiirimle vurguladığım bu husustaki görüşümü bir-iki kıt'a ile örnekleyeyeyim:

Şu yirminci asrın son yarısında 
Okulsuz, çeşmesiz köyler var daha. 
Böyle gider ise kurtulmamıza 
Asırlar, seneler, aylar var daha.

Baba, hoca arar kız kucağında 
Muskaya inanır uzay çağında 
Batıl itikadın kıl tuzağında 
Avlanacak kadar toylar var daha. 

Ortaçağ düzeni açmış kolunu 
Sana kapamışlar ilim yolunu 
Dolaş bak kardeşim Anadolu'nu 
Hüküm süren derebeyler var daha. 

Ozanlık ve ozanlar konusunda da bir kaç cümle ile duralım. Tutucu ve dar bir görüş içerisinde bulunan, çağ dışı düşünceye sahip bazı ozanlar ve onları yönetici durumundakiler her (Aşıklar Bayramı) ismi altında tek taraflı bir zihniyetle şenlik düzenlemektedirler. devrimci ozan çağrılmaz. Oysa ozanlar deyince Türk ozanlarının hepsinin çağrılması gerekir. Görüş ve düşünce ne olursa olsun, ozan halkın ozanıdır. Ne acı ki T.R.T. kurumumuz ve yapımcıları da bu şenliği alayı-vala ile tüm dünyaya yayarlar. Hiçbir uygar ozanın orada bulunmadığını bile bile. Diğer bir hususta bazı ozan taslaklarının hiçbir sene Konya ilimizde bu şenliğe hiçbir edebi eseri olmadığı ve ozanlıkla ilgisi olmayan hırsız türedileri de diğer bazı ozan arkadaşlarıma oynadıkları hile oyunu gibi benim de otuzvbeşin üzerinde şiirim plak ve banda okunduğu halde bunlardan ancak on kadarında ismim geçmektedir. Diğerleri korsan ozanlarca kendi eserleriymiş gibi onların ismicişmi geçmektedir. Bu durumu şiddetle lanetlerim. Ozanlığım, ilkokul öğrencisi bulunduğum 1938 yıllarında başladı ise de, edebi ve sanat değeri taşıyan (taşıyorsa tabii) şiirler yazmaya başlamam 1945 yılından sonra ağırlık kazanmaya başladı. Ozanın şiir denecek şiirler yazabilmesi için şu hallerin çemberinden geçmiş olması gerekir kanısındayım: Açlık, sefalet, işsizlik, horlanmışlık, yerįlmişlik. Ve aşk üzerine de yazabilmek için aşık olmak, sevmek, sevda çekmek, sevilmek veya sevilmemek gereklidir. Bir kaç örnekleme de bundan verelim:

Bir kaç Mecnun oldum sevdan ile gezerek 
Bakma öyle gözlerini süzerek 
Altınları sıra sıra dizerek 
Ak gerdana takışına kurbanım. 

Nazar değer sürme çekme gözüne 
Güvenirim ikrarına, sözüne 
Benim gibi bir köz düşmüş özüne 
Dönüp dönüp bakışına kurbanım. 

Diğer bir sevgiliye: 

Gözüm özlem özlem düşüp yollara 
Merhaba Hocanım işte ben geldim. 
Dağlar yol mu vermez aşık kullara 
Merhaba Hocanım işte ben geldim. 

Ne güzel yakışır önlüklü urban 
Giyip de mektebin önünde durman 
Ahu gözlerine bin ozan kurban 
Merhaba Hocanım işte ben geldim. 

Ak inci gibisin al yemenide 
Bu aşk oylum oylum yaksın seni de 
Taleben olayım, okut beni de 
Merhaba Hocanım işte ben geldim. 

Konup eğlendiğin dalın olayım
Odana serdiğin halın olayım 
Çiğne geç sinemi yolun olayım 
Merhaba Hocanım işte ben geldim. 


Zaten şiirlerim hayatımın yaşantısından birer parçalardır. Değerli okurlarım kitabın derinliklerine daldıkça bu hali göreceklerdir. Benim ve bütün he sınıfımızın sosyal, ekonomik, kültürel ve sevgisel duygularımız bir bütündür. Biz ozanlar sadece gördüğümüzü, bildiğimizi, duygumuzu gönüllere aktarırız. Taktir veya yergi okurların yargısına bağlıdır. Mutlu yarınlar dileği ve saygılarımla sunulur.

AŞIK YENER 1982 YILI DEYİŞLER DEMETİ KİTABININ ÖNSÖZÜNDEN

YAZI ARŞİV