18 Ocak, 2025

Daimi Gece Yarıları Uykusundan Kalkarak Şiirlerini Yazardı

 


Daimi, gece yarıları uykusundan kalkarak şiirlerini yazardı. Her gün akşama kadar Alevi halk müziği ile ilgili olan bir kişi düşünün; Alevilerin yüzyıllardan beri süregelen deyişleriyle içli dışlı olan bir kişi düşünün, ki Aşık Daimi olsun. Doğal olarak ruhu inceliyordu. Geceleri uyku uyumadığını da biliyorum. Kimi zaman gece 3’ten, 4’ten sonra kalkıp bu şiirlerini kaleme alıyordu.

Daimi’nin şiirlerini iki parçaya ayırmak mümkün: Bireysel duygularını işlediği şiirler. Sözgelimi:

Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter şeyda bülbül gül yarelenir
Bakmaz mısın sinemdeki dağlara
Derdimi söylesem dil yarelenir

derken bireyseldir. Ama bir yandan da (...) :

Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım

derken tüm Türkiye’de o zaman için var olan yirmi milyon Alevi’ye bir şey anlatıyordu. Bu Hakk’ın insanda tecelli etmesiydi. (...) Alevilerde var olan ‘’Hakka yürümek’’ sözcüğü - ki ölümün yerine kullanılan bir sözcüktür - ben Daimi’den dinlemiştim, öğrenmiştim. Ya da biz ‘’filan kişi öldü, onu toprağa verdik’’ derken, Daimi ‘’Hayır, böyle demeyeceğiz’’ diyordu: ‘’Hakka yürüdü ve onu yolcu ettik’’.

Nejat Birdoğan

Kaynak: Radyo Umut, 15 Kasım 1995 (Aşık Daimi’yi Anma Programı)
Arşiv: Ahmet Koçak

Fotoğraf Kaynak: R. Radyo Dünyası, 1952
Arşiv: Abdullah Bozdemir

Dünya Evrenselliğinde Bir Mahzuni Şerif

 


Her ünlü insan, doğduğu toprakların olduğu kadar, dünyanın diğer topraklarının ve insanlarının da ünlüsüdür. Çünkü dünyalıdır. Ancak, önce can sonra canan diye bir laf var. O nedenle önce Türkiyeli olmak beni çok ilgilendirir. Ve ben ülkemi çok seviyorum. Her insan mutlak bir milletin çocuğudur.

Milliyetçilik ben de bir ırk anlayışı biçimde değildir. Sadece doğduğum ülkenin içinde yaşayan bütün insanları, bende olan özel sevgisi nedeniyle, ben ülkemin milliyetçisiyim. Amma ırkçısı değilim. Burada yaşayan bütün yığınların adına Türkiye’mi çok seviyorum.

Türkiyem o kadar sevdim ki seni
Dört mevsimli toprağına kurbanım
Edirne’de yeşil Van’da kurumuş
Her bir çeşit yaprağına kurbanım

Benim memleketim yok senden başka
Sevdan ile doğdum yürüdüm aşka
Bulutlar geveze rahmetli laşka
O şakacı şafağına kurbanım

Hak memleket vermez böyle herkese
Dört mevsimi tek yaşayan merkeze
Türkü, Kürdü, Arap ile Çerkeze
Gölge olan otağına kurbanım

Mahsuni Şerif’im Türkiye’m nesin
Büyük çölde tarifi olmaz gölgesin
Bir halı da bin çiçekli bahçesin
İrisine ufağına kurbanım

Aşık Meçhuli: Ben İlticamı Fransa'ya Yaptım

 


Ben ilticamı Fransa’ya yaptım. İlginç bir şey aklıma geldi, gezdiğim bazı yerlerde bazı tanımayan dostlar soruyorlar, nerelisin diye. Babam Elbistan’lı, annem Afşin’li ama benim memleketim yok! Soranlar biraz daha düşünüyorlar, abi nasıl olur diyorlar? Kendilerine meçhul adamın memleketi olmaz diyorum.

Aşık Meçhuli Baba’nın 1990 yılında Aşık Ezeli ile Almanya Berlin’de gerçekleştirmiş olduğu söyleşisinden küçük bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Meçhuli Baba’nın oğlu Niyazi Öztürk

Nesimi Çimen: 9 Ay Sigortalı Çalıştım

 


Dokuz ay sigortalı çalıştım. Onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. 1962’de Kadirli’den İstanbul’a gelip Yaşar Kemal’e gittim. İş bulmamda yardımcı olmasını istedim. O da Behçet Kemal Çağlar’ı araya koydu. “Ben arada olursam iş vermezler. İyisi mi kıramayacakları birisini bulalım.” diye Behçet Kemal Çağlar’ı bulduk.

Nesimi Çimen

Metin Turan’ın Nesimi Çimen ile gerçekleştirdiği söyleşisinden kısa bir anlatım.

Bu söyleşi aynı zamanda 1993 Haziran’ın son günlerinde, Sivas’a gitme hazırlığında olan ozanımız ile akşam vakti Ankara’da Kardelen Restoran’da gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraftakiler soldan sağa: Ozan Muharrem Yazıcıoğlu, Nesimi Çimen, Selahattin Uslu
Ayaktakiler: Musa Seyirci, Rıza Hasgül

Kul Ahmet

 


Ben önce dünya milletlerinin birlik ve barış içinde yaşamalarını isterim. Başka insanların dinine, diline, mezhebine, ırkına, rengine, inanç ve düşüncelerine, örf ve adetlerine saygı duyarım. Gene müsaade buyurursanız, ben nasıl bir dünya istiyorum, bir şiir ile söyleyeyim.

Şu benim gönlüme göre
Ben bir dünya istiyorum
Karışmayan bela şere
Ben bir dünya istiyorum

Terörü yok sağsız solsuz
Kalmasın fariki yolsuz
Jandarmasız karakolsuz
Ben bir dünya istiyorum

İnsanı dertle solmayan
Çalışıp geri kalmayan
Ayrı hududu olmayan
Ben bir dünya istiyorum

Bütün insanı hür olan
Birbirlerine yar olan
Gavur İslamı bir olan
Ben bir dünya istiyorum

Kul Ahmet’im hoş riyasız
Yaşayalım hep silahsız
Savaş olmayan davasız
Ben bir dünya istiyorum

Kul Ahmet

Hayrettin İvgin’in Kul Ahmet ile yapmış olduğu söyleşiden bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Plakçı Salih

Hüseyin Çırakman'ın Anlatımından

 


Yiyemediğimiz, giyemediğimiz günlerimiz çok oldu. Aç kaldım, açık kaldım ama asla onursuz kalmadım. Tüm yaşantım boyunca gerçekleri yazdım. Her zaman halkının yanında, haksızlığın karşısında oldum. Belki bunuda büyük etkisi sonucu maddi kazancım olmadı. 1963 yılında Ankara’ya gelip yapmış olduğum gecekondumda halen zor koşullarda ben ve ailem yaşam mücadelesi veriyoruz. Halkıma, insanlığa bir şeyler vermeye çalıştım. Her zaman onlarla iç içe oldum. Onların takdiri, onların sevgi ve saygısı benim için en büyük kazanç olmuştur.

Elli yıllık hizmetimin karşılığı olarak, maalesef bugün herhangi bir gelirim ve sosyal güvencem yoktur. Tüm uğraşlarıma rağmen, iş verenim olmadığı gerekçesiyle SSK’dan emekli olamadım. Bugün bu zor koşullarda geçimimi çocuklarımın desteğiyle sağlamaya çalışıyorum.

İşte ben buyum, bir damla suyum.

Hüseyin Çırakman Ankara - 2002

Sefil Selimi Baba

 


Nesimi’mizin derisi yüzüldü, sokaklarda ezildi. Pir Sultan asıldı. Yahu kardeşim adam bildiğini söyledi. Düşüncesini söylediği için o duruma geldi. Örnek verilirse, kıvançla anlatıyorum, onları anlatırken neden ben öyle olmayayım, gerçekleri yazayım hiç olmazsa, çünkü çıkarcılık değil, aşıklık maddiyete tenezzül etme sanatı değildir. Aşıklık ülifiyet taşıyan bir sanattır. O nedenle halk şiirimizi yazan aşıklarımız mümkün olduğu kadar hiçbir sınıf ayrımı yapmadan, filan Alevidir, filan Sünnidir, filan gavurdur, filan günahkardır, filan sevapkardır diye ayrımcılık yapmıyorlarsa, işte o zaman aşıktır. Benim anladığım böyle.

Sefil Selimi Baba’nın Gülağ Öz ile yapmış olduğu söyleşiden bir kesit.

Fotoğrafdakiler: Hasan Kaplani ve Aşık Sefil Selimi
Fotoğraf Kaynak: Hasan Kaplani

Uğur Mumcu'nun Kaleminden

 


Bir gün Güney illerimizin birinden, Şeho Bildik adlı bir köylü yurttaşımızı getirip tutuklamışlardı. Şeho Bildik’in suçu, devrimci öğrencilere yataklık etmekti. Mahkemeye çıkınca, yargıç sormuş:

- Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilga ettin mi?
- Efendim?
- Oğlum, yani savcı diyor ki, Anayasa’yı tağyir, tebdil, ilga etmişsin, ne diyorsun?
- O dediğinizden hiç yapmadım komutanım…

Yargıç dayanamayıp suçun niteliğini açıklamış:
- Oğlum, Anayasa’yı ihlal ettin mi?
Yanıt şöyle gelmiş:
- Efendim, biz köylüyüz. Ne anlarız Anayasa’dan. İhlal edilmişse şehirliler etmiştir…

Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade kitabından alıntıdır.

Maraş Katliamında Can Veren Ozan Emekçi'nin Babası Çavuş Yusuf

 


Ozan Emekçi’nin babası Yusuf amca (Yusuf Levendiz), biriketlerle kafasına vurularak öldürülmüştü. Biriketler yanı başında kan içindeydi. Karnına kadar bir battaniye örtülüydü. Kafası kanın içindeydi. Kanı, boynu ve göğsünün üstüne kadar akmıştı. Ceseti sokak içinde seriliydi. Saldırganlar sokak içinde durmadan bağırıyorlardı. “Maraş, Alevilere mezar olacak” diye, gür seslerle bağırıyorlardı!

Maraş Katliamı’nın tanıklarından Hüseyin Havuç’un anlatımından.

Meluli Baba'ya 89 Yılında Kaç Yaşındasın Diye Sorulur

 


Bugün 97 yaşıma girdim. Gerçekle muhabbetim arttı. Aklım da batıl güçler karşısında zerre kadar sarsılmadı! Reşit yaşım bu.

Meluli Baba

Meluli Baba’nın 1989 yılında Musa Kazım Engin ile yapmış olduğu sohbetten.

Çizim: Ali Haydar Ülger

Mahzuni Şerif: Kimse Bizimle İlgilenmiyordu

 


Kimse bizimle ilgilenmiyordu. Aşıklar Derneği kurmamız gerekiyordu. Sebebi de şuydu. Türkiye’de halk ozanları sürekli baskı ve yoksulluk içinde yaşıyorlardı. Tamamen olmasa da bu durumdan kurtulmaları gerekiyordu. Örgütlenmeleri gerekiyordu. Biz gereğini yaptık. Aşıklar Derneği’ni kurduk. Çeşitli yerlerde sesimizi duyurmaya, konserler vermeye çalıştık. Bu çabalarımızda başarılı olduk. Dost Fikret Oytam ve Gazeteciler Sendikası’nın desteğiyle konserler verdik.

Mahzuni Şerif’in kendi anlatımından.

Aşık Muharrem Yazıcıoğlu’nun Kendi Anlatımından.

 


İlkokulu yakındaki köylere giderek okudum. Kışın dahi yırtık çarıkla gider gelirdim. Çalışkanlığım dolayısıyla adaşım öğretmenim beni çok severdi. Üç yılı o köyde okudum. Beşinci sınıfı Tahir nahiyesinde türlü sıkıntılarla okuyup ilkokulu bitirdim. Müziğe, saza meraklıydım. Küçük bir curam vardı çalardım. Et hiç yemezdim. Yedirebilmek için ağaçtan astıklarını hatırlarım. Alışmamıştık. Ufak yaşta işe koşar, çalışırdım. Anam ileri görüşlüydü. Bir ablam ve ben, babamdan hayır görmedik. On yaşında başlayabildiğim ilkokulu 1944’de bitirmiştim. 1945’de babam öldü.

Aşık Muharrem Yazıcıoğlu’nun kendi anlatımından.

Fotoğraf: Muharrem Yazıcıoğlu, oğlu ve eşiyle birlikte.

Talip Özkan'ın Hasret Gültekin Hakkındaki Düşünceleri

 


“Büyük bir gelecek vaat ediyordu, çok geleceği güzeldi, çok hemde. Orada kaldı maalesef. O yıllarda bu kadar şeyleri yapan adam günümüzde hayatta olsaydı herhalde çok güzel şeyler yapacaktı. Sonra okuyuş tarzı dokunaklı ve otantikti.”

Talip Özkan’ın Hasret Gültekin’e dair düşüncesi.

Yavuz Top'un Anlatımından

 


Peki biz, bizden sonrakilere ne bırakacağız? Halk da üretmiyor. Dünyayı görmüyorlar. Ekonomiden haberleri yok. Çağı tanımıyorlar. Dün halk türkülerini kendi yazıyordu. Kendi bağlamalarını yapıyordu. Ama bugün onların isteklerini “mal” olarak sunan sektör oluştu. Artık hiç kimse ağıt yakmıyor, ağlayacaksa eğer, gidiyor, Sabahat Akkiraz’ın albümünü alıyor. Oynayacaksa, Mustafa Kandıralı’nın albümünü alıyor. Bağlamaya ihtiyacı varsa, istediği boyutta alıyor. Bu yüzden artık müziğe kabiliyeti olanlar beste yapmak zorunda.

Yavuz Top

Fotoğraf Kaynak: Bekir Karadeniz - 1990

İnsanlık Davasına İnançlı Ozan: Nesimi Çimen

 


Saza on üç on dört yaşlarında başladım. Curam, Anadolu'da mevcut en ilkel sazdır. 1961'de ilk defa sahnede çalmaya başladım. 1968'e kadar Pir Sultan, Hatayi, Kaygusuz gibi ustaların taşlarını mümkün olduğu kadar yerlerine koymaya çalıştım. Şimdi kendim yazıp kendim okuyorum. İnsanlık davasına inanmış ve bu yola baş koymuşumdur.

Nesimi Çimen

Fotoğraf: Çerkez Karadağ

Aşık İsmail'in Kendi Anlatımından

 


1965 yılında askerlik görevimi tamamladım ve askerlik dönüşü 1966’da ise İstanbul’a gittim. İlk 45’lik plağımı orada okudum. Orada; Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Müslüm Sümbül, Sait Ateş, Arif Sağ, Hüseyin Kaçıran, Urfalı Babi Selahattin Sarıkaya, Selda Bağcan, Ali Cemal Çetinkaya, Sadık Gürbüz ve Daimi gibi ozan ve sanatçılarla tanışma imkanı buldum. Bir ay içinde ikinci plağı yaptım. Sözü Hüseyin Kaçıran’a ve müziği bana ait olan “Ruhumda Bir Sıkıntı Var” adındaki plak çok sattı, gerçekten rekor kırdı. Bu eserle çok tanındım ve sık sık konserlere çağrıldım.


Aşık İsmail İpek

18 Şubat, 2023

Mahmut Erdal'ın Anlatımından


O yıllarda arpa unundan yuvarlak ekmek yapar, sandığa koyup kilitlerlerdi. Bir taraftan yoksulluk, bir taraftan sefalet vardı. Ama o günkü insanlar daha dürüst, daha duyarlıydı. Çünkü o yıllarda duygu sömürüsü yoktu, her şey doğaldı.

Mahmut Erdal

Fotoğraf: Mahmut Erdal ve Hasan Papur

Aşık İsmail İpek'in Anlatımından

 

İrticalen şiir söyleyebilme ve atışma gibi geleneğin bazı unsurlarını çok iyi bilmekteyim. Bizim yörenin aşıkları irticalen söylemede de çok güçlülerdi. Bir seferinde benim de ustam olan Mahrumi Baba Ankara'da benim misafirimdi. Çaldı söyledi. Sözlerden çok etkilendim. Kısacası aynı eseri tekrar söylemesini rica ettim. Bana dönerek ve gözümün içine bakarak: "Geçti" dedi. Ve devamla: "Ben onu irticalen söyledim. Yazsaydın tekrar söyleyebilirdim. Ancak şimdi aynı sözleri söyleyemem..." dedi.

Aşık İsmail İpek'in anlatımından.

Muhabbet Serilerinin Hikayesi


Bir gün yine böyle muhabbette, rahmetli Muhlis; "Üçümüz birlikte bir kaset yapalım" dedi. Muhlis, Arif, ben bir stüdyoya girip çaldık. Yıl 1983, Muhlis plakçıları tanıdığı için gitti sordu ama pek ilgi duyan olmadı. Sonra Şah Plak diye bir firmaya verdi. İnsanlar sevdi ve böylece "Muhabbet" serileri başladı.

Aşık Meçhuli'nin Kendi Anlatımından

 


Bizim Aşık Meçhuli'nin bir tek dostu vardı, oda ömür boyu nefes nefese yaşadığı yalnızlık ve yoksulluk. Bu aşıkların kaderi midir nedir bilmem ama bildiğim tek şey yaşadıklarım ve yaşananların şiirlerime yansımasıdır. Özetle anlatmaya çalıştığım hayat hikayem bundan ibarettir. Gerisi okuma zahmetinde bulunduğunuz eserlerimden mevcuttur. Bağışlasınlar beni şunuda demeden edemeyeceğim. İlk İsmail İpek'ten başlayarak türkü ve nefeslerimi o güzel sesi ve güzel yorumları ile dilden dile yayan sanatçı dostlarıma teşekkür etmeyi bir insani borç olarak bildiğimi bilmelerini isterim, nefeslerine sağlık olsun. Her ne kadar hiç birinde maddi destek alamadıysam da manevi katkıları beni mutlu kılıyor, bu da bana yetiyor.

Aşık Meçhuli'nin kendi anlatımından.

Fotoğraf: Veysel Kutlu, Meçhuli Baba, Ozan Efkari - 1994 Nantes

YAZI ARŞİV