03 Ocak, 2026

Cura Ustası, Bir Devrin Vicdanı Nesimi Çimen Kimdir?

 



Nesimi Çimen: Hayatı, Sanatı ve Eserleri

Nesimi Çimen, (d. 1931, Adana - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk halk ozanı ve cura ustasıdır. Geleneksel Alevi-Bektaşi deyişlerini kendine has yorumlama tekniği ve curayı icra ediş biçimiyle tanınan Çimen, Türk Halk Müziği’nin önemli temsilcileri arasında yer almaktadır.

Nesimi Çimen, 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmiştir. Aslen Tunceli kökenli bir ailenin ferdidir. Ailesi, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrasındaki iskan politikaları ve bölgedeki sosyal hareketlilik nedeniyle önce Kayseri’nin Sarız ilçesine yerleşmiş, ardından Adana’ya göç etmiştir.

Çimen, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle düzenli bir eğitim hayatı sürdürememiştir. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız ilçesine dönmüş ve burada Dilber Çimen ile evlenmiştir. Bu evlilikten, ileride kendisi gibi müzisyen olacak olan Mazlum Çimen dünyaya gelmiştir.

Nesimi Çimen, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla daha sonra İstanbul’a göç etmiştir. İlk dönemlerde İstanbul’da gecekondulaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşamış, çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışmıştır. Özellikle bir mozaik fabrikasında çalıştığı yıllarda, edebiyatçı Yaşar Kemal ile tanışması hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. Yaşar Kemal’in desteğiyle sanat çevresinde tanınmaya başlamış ve müziğini daha geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuştur.

Nesimi Çimen’in müzikal kimliğindeki en belirgin özellik, kullandığı enstrüman olan curadır. Bağlamanın en küçük ailesinden olan curayı, geleneksel diz üstü çalma tekniğinin aksine, göğsüne yaslayarak çalmasıyla bilinmektedir. Bu teknik, onun karakteristik icra üslubunu oluşturmuştur.

Repertuvarı ağırlıklı olarak Alevi-Bektaşi geleneğine ait nefesler, deyişler ve semahlardan oluşmaktadır. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi usta aşıkların eserlerini derlemiş ve seslendirmiştir. Ayrıca kendi yazdığı şiirleri de bestelemiştir.

1960'lı yılların sonundan itibaren Türkiye genelinde ve Avrupa’da düzenlenen çeşitli konser ve festivallere katılmıştır. İsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde albümler yapmış, Türk halk müziğinin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağlamıştır.

Nesimi Çimen, 1 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak üzere şehre gitmiştir. 2 Temmuz 1993 günü, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen olaylarda (Sivas Katliamı), otelde bulunan diğer 32 yazar, ozan ve aydınla birlikte bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Cenazesi İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

10 Aralık, 2025

İbrahim Erdem Baba Kimdir?

 


Toplum arasında “Erdem Baba” adıyla tanınan İbrahim Erdem, Alevi-Kızılbaş müziği ve deyiş geleneğinin en temel taşıyıcı ve aktarıcılarından biri olarak öne çıkan, derin izler bırakmış bir ozandır.

1925 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesinin Darıca köyünde başlayan hayatı, 1946’daki evliliğinin ardından geçim zorluklarıyla şekillenerek onu Mersin, Afşin ve Sarız gibi Anadolu şehirlerinde seyyar satıcılık, çiftçilik ve marangozluk gibi çeşitli işlere sürükledi.

1960’lardan itibaren tanınmaya başlayan ozan, 1969/70’lerde Fransa’ya ve 1971’den itibaren Almanya’ya göç ederek, tıpkı diğer gurbetçi sanatçılar gibi hayatını işçilikle sürdürdü.

Ancak Erdem Baba'nın asıl kimliği, yaşadığı tüm zorluklara ve gurbet acısına rağmen, sazından ve sözünden damıttığı Alevi felsefesi ve toplumsal adalet arayışında gizli idi. Onun deyişleri, sadece kişisel bir hikayeyi değil, aynı zamanda göçün, emeğin ve inancın toplumsal hafızasını aktaran bir köprü görevi görmüş; bu sayede gurbetteki topluluğun kültürel kimliğinin korunmasında hayati bir rol üstlenmişti.

1990’da emekli olduktan sonra dahi bu kültürel görevi sürdürerek Türkiye ile Almanya arasında mekik dokuyan Erdem Baba, uzun bir hayat mücadelesinin ardından Şubat 2014'te bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, bıraktığı eserler ve kültürel mirası onu Alevi-Kızılbaş deyiş geleneğinin yaşayan hafızası kılmaya devam etmektedir.

Sizlerin huzurunda Erdem Baba'yı bir kez daha saygı sevgi ve büyük özlem ile anıyoruz. Mahlası asırlar yaşasın!

Yayıncı ve Yazar İlhan Erdost Kimdir?

 


1980 darbesinde gözaltındayken görevli erler tarafından dövülerek öldürülen yayıncı ve yazar İlhan Erdost'u, bedenen aramızdan ayrılışının 45. yılında saygı ve büyük özlemle anıyoruz.

O döneme dair çarpıcı bir detay olarak, Erdost'un gözaltına alınmasına neden olan kitabın, Friedrich Engels'in doğa bilimlerini konu alan "Doğanın Diyalektiği" olduğu bilinir.

İlhan Erdost'un ölümünden sonra, 25 Şubat 2020 tarihinde vefat eden ağabeyi Muzaffer Erdost, kardeşinin anısını yaşatmak için kendi adına "İlhan"ı ekleyerek "Muzaffer İlhan Erdost" adını kullanmaya başlamıştır.

Leman Sam'dan dinlediğimiz "Ağıt" isimli eser de yine İlhan Erdost için bestelenmiştir.

Türkiye'nin yakın tarihi, acı ve dram dolu sayısız hikayeyi barındırıyor. İlhan Erdost'un hikayesi, o dönemin bilinmeyen binlerce trajedisinden yalnızca biri olarak kalbimizde derin bir iz bırakmaya devam ediyor. Geçmişini iyi tanıyanlar olarak bize yapılanları asla unutmuyoruz!

Sizlerin huzurunda İlhan Erdost'u ve Muzaffer İlhan Erdost'u saygı ve özlemle bir kez daha anıyoruz. İlhan Erdost'un kızları; Türküler ve Alaz'a da selam ve saygılarımızı iletiyoruz.





Ozan Vicdani Kimdir?

 


Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı köylerinden Hatçepınar'da 1941 yılında dünyaya gelen Ozan Vicdani (Zeynel Abidin Sönmez), 21. yüzyıl hakikatçı aşıklık geleneğinin son önemli temsilcilerinden biridir.

Üç aylık kısa bir eğitimin ardından hayatı çobanlık ve çiftçilikle geçse de, küçük yaşta öğrendiği üç telli sazı ve dönemin usta ozanlarından aldığı ilhamla gönül ve hakikat yolunda yürümeye başladı. Bölgenin çok değerli ozanlarıyla köy köy, ilçe ilçe gezerek kısa sürede sanatında büyük ses getirdi.

1970'li yıllarda sol rüzgarın etkisiyle gecelerde sahne alarak devrimci kimliğini pekiştirdi; deyişleriyle emeği, direnişi ve toplumsal adaletsizliği dile getirdi. Bu tavrı nedeniyle 12 Eylül Darbesi sonrası arananlar listesine giren ozan, ailesini geçindirmek için pazarlarda "Osman" adıyla işportacılık yapmak zorunda kaldı ve sonrasında işkenceli gözaltılar ve cezaevi süreçleri yaşadı.

Sazının telleri ve sözleriyle işlediği "suçlar" yüzünden çile çekmesine rağmen yolundan dönmedi. 1990'ların başında Almanya'ya iltica eden Ozan Vicdani, 1999'da ozan dostları Nurşani ve Meçhuli gibi ses yetisini kaybetmesine neden olan hastalığına rağmen şiir yazmayı sürdürdü. Eserleri, hayattayken yayımlanan "Yaşlandıkça Güçlenen Aşk" kitabıyla ölümsüzleşti.

Eşi Elif Ana'nın "O hep ismi gibi yaşadı" sözleriyle anlattığı, vicdan ve merhamet timsali bu büyük ozan, 13 Temmuz 2010 tarihinde ise bedenen aramızdan ayrıldı.

Maraş Katliamı'nın hem tanığı hem de mağduru olan Vicdani Baba aynı zamanda Ozan Emekçi'nin de abidisidir. 

Tacim Bakır Dede (Büyük Tacim Dede) Kimdir?

 


1906 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Kantarma Köyünde dünyaya gelen Tacim Bakır Dede, Sinemilli Ocağı’nın yüzyıllardır süregelen irfan çizgisini 20. yüzyıla taşıyan en önemli yol büyüklerinden biridir.

Arapça ve Osmanlıca okuryazarlığının yanı sıra yeni Türkçeye de hakim olan Tacim Dede; ömrünü yalnızca kendi köyüyle sınırlamayıp, Anadolu’nun birçok il, ilçe ve köyünü dolaşarak Alevi inancını, yol erkanını ve cem kültürünü aktarmaya adamıştır.

Bugün derlenmiş en geniş deyiş ve semah repertuvarlarından biri Tacim (Bakır) Dede’ye aittir. Sözlü geleneğin taşıyıcısı olmasıyla, Sinemilli Ocağı’nın belleğinde çok özel bir yere sahiptir. Onun sayesinde birçok nefes, birçok yol buyruğu kalıcı hale gelmiş; kaybolma tehlikesi taşıyan kültürel miras kayıt altına alınmıştır.

1988 yılında doğduğu topraklarda, Kantarma Köyü’nde bedenen aramızdan ayrılan Büyük Tacim Dede; ardında yalnızca bir ömür değil, bir yol nefesi, bir kültür hafızası, bir duruş bırakmıştır. Kendisini büyük saygı ve özlemle anıyoruz.

Nostaljik bu fotoğrafın sol kısmında Abuzer Dede'yi, sağ kısmında ise Büyük Tacim Dede'yi görmektesiniz.

01 Kasım, 2025

Aşık Yusuf Kemter Dede Kimdir?

 


1928’de Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğdu. Sekiz yaşındayken geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda görme yetisini tamamen kaybetti. Gözlerini kaybetmeden önce de yaklaşık üç ay konuşamadığı, dilinin tutulduğu anlatılır.

1938 Dersim olaylarından sonra ailesiyle birlikte Balıkesir’e göç etmek zorunda kaldı. Balıkesir’de dokuz yıl kaldıktan sonra, 1947’de, 17 yaşındayken Erzincan’a yerleşti.

Gençlik yıllarında sesi oldukça güçlü ve etkileyiciydi; “Davudi tokluğunda” dediği kalın ve tok sesinin yanı sıra tiz ses tonunu da kullanırdı. Ancak 1965 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda ses özelliklerinden bir kısmını kaybetti. 2015 yılında ise Erzincan'da ki evinde bedenen aramızdan ayrıldı.

Aşık Yusuf Kemter Dede, göçlerle, engellerle dolu yaşamına rağmen halk ozanlığı geleneğini yaşatan güçlü bir figür olarak kabul edilir. Sesinin incelikleri, şiirleri, mehabet dolu nutukları ve Alevi-Bektaşi inancıyla olan derin bağları onun sanatını sadece bir müzikal yetenekten öte manevi bir liderlik ve kültürel aktarıcı kimliğe taşımıştır.

Pülümürlü Hüseyin (Hüseyin Aslan) Kimdir?


1951 yılında sonradan ilçe olan Bingöl’ün Karinpertag (şimdiki adı Gelinpertek) köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin Aslan’dır. İlkokulu köyünde okudu.


Pülümür’den göçen bir aileden gelmektedir. Bundan dolayı hem köyüne gelip giden dedeler ve zakirler aracılığıyla hem de ağabeylerinin etkisiyle bağlama çalmaya başladı.

Pülümürlü Hüseyin 20 yaşlarındayken köylerine gelen Davut Sulari ile karşılaştı. Bu dönemden sonra yaklaşık 16 yıl boyunca Sulari ile dolaştı ve hem bağlama hem de şiir konusunda kendini geliştirdi. Bağlama çalma tarzının yanı sıra söylem olarak da ustası Sulari Baba'dan çok etkilendi. Hüseyin Aslan aynı zamanda Davut Sulari'nin son öğrencilerindendir.

Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli etkinliklere katıldı. Aynı zamanda birçok başka aşıkla tanıştı ve aynı meclislerde bulundu.

Yüzlerce şiiri olmasına rağmen genellikle bunları dışa yansıtmayan veya yayınlamayan Pülümürlü Hüseyin uzun yıllar Türkiye ve Türkiye dışında çalıştıktan sonra emekli oldu.

Hüseyin Aslan 2023 yılında Bursa'da bedenen aramızdan ayrıldı ve orada toprağa verildi.

Biyografi Kaynak: Bekir Karadeniz

Caferi Gango (Cafer Baba/Cafer Tan) Kimdir?

 


1891 yılında Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Karaca köyünde dünyaya geldi. 1908 yılında ailevi nedenlerden dolayı Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı İncemağara köyüne yerleşti. İki yıllık kısa bir eğitim hayatı oldu. Eğitimini yarıda bırakmış olmasına rağmen kendi çabalarıyla İngilizce, Almanca öğrendi. Yine iyi derecede Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşabilen Cafer Baba yörenin sevilen ve tanınan isimleri arasındaydı.

Şiirlerinde; Ehlibeyt sevgisi başta olmak üzere, Alevi-Bektaşi öğretisinin derinliklerine de sıkça yer vermiştir. Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Aşık Veysel, Aşık Daimi, Can Yücel, Yaşar Kemal vb. birçok halk şairi ve edebiyatçısı da kendisini ziyaret ederek dost muhabbetinde bulunmuşlardır. Cafer Baba 1978 tarihinde ise İncemağara Köyü’nde vefat etmiş ve bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Arif Sağ'dan dinlediğimiz "Yarim İçin Ölüyorum" türküsünün sözleri, Cafer Baba'nın eşi için kaleme aldığı dizelerdendir. Aynı zamanda kendisi, değerli ozan Nesimi Çimen'in ilk eşi olan Dilber Ana'nın da babasıdır. Bu küçük notlar eşliğinde, Cafer Gango Dede'yi aşağıdaki anlamlı dizeleriyle bir kez daha saygıyla anıyoruz:


Cafer kuru laflar durmaz söylersin
Katreyi geçmeden umman boylarsın
Elin ayıbını görüp neylersin
Halbuki her halin noksandır noksan

01 Eylül, 2025

Hamdi Gardaş Kimdir?

 


Asıl adı Hamdi Şahin olan Hamdi Gardaş, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Çorum’un Turgut köyünde 1940 yılında dünyaya geldi. Köyde okul olmadığı için eğitim alamasa da, öğrenme arzusu çocuk yaşta içini sarmıştı. İlk okuma yazma deneyimini, ilkokul mezunu üvey annesinin kırık aynaya harfler çizerek verdiği derslerle yaşadı.

1951’de ailesiyle birlikte Çorum merkeze göçtü ve burada terzilik yapmaya başladı. Geçimini sağlarken bir yandan da kendini geliştirmeye çalıştı. Bir ilkokul müfettişinin yönlendirmesiyle felsefe ve ekonomi kitaplarına yöneldi. Okuma tutkusunu, yaşamı boyunca hiç azaltmadı.

Terziliğin yanı sıra, halk arasında sürdürülen muhabbet ortamlarında yetişti ve şiire yöneldi. Toplumcu bir çizgide yazdığı şiirlerinde halkın acılarını, sorunlarını dile getirmekten geri durmadı. Bu duruşu nedeniyle 1980 askeri darbesinde bir süre cezaevine girdi. Hayatın yüküne uzun süre dirense de, 1987 yılında henüz 47 yaşındayken bedenen aramızdan ayrıldı.

Çorumlu Haydar Öztürk, Hamdi Gardaş’ın birçok şiirini bestelemiş ve albümlerinde de seslendirmiştir. Çorum’un bu iki büyük ozanını saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.


Aziz Şimşek (Aşık Yetimi) Kimdir?

 


1945 yılında Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyünde dünyaya gelen Aziz Şimşek, müzikle çok küçük yaşlarda tanıştı. İlk ve orta öğrenimini Elbistan’da tamamladıktan sonra, gençliğinde bağlama ve sözlü halk edebiyatına olan ilgisi giderek derinleşti.

Köy yaşamının içinde yoğrulan sesi ve duygusu, yıllar içinde onu halk müziği sahnesinin özgün isimlerinden biri haline getirdi. “Yetimi” mahlasını alarak çıktığı bu yolculukta, hem derleme hem de kendi yazdığı eserlerle türkü dünyasına önemli katkılar sundu.

Yetimi; süslenmemiş, içten ve halkın sesini taşıyan türküleriyle, zamanın ötesinde bir anlatıcı olmayı başarmıştır. Meluli Baba'nın bu muhteşem eseriyle de ozanımıza sağlık ve sıhhat diliyor, saygılarımızı iletiyoruz!

Zeynel Batar Dede Kimdir?

 


Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Koyungölü köyünde doğan Zeynel Batar Dede, hem dede hem de zakir kimliğiyle Alevi inancının yaşayan temsilcilerindendir.

Babası Veli Dede de aynı şekilde zakirlik ve dedelik yapmış, bölgenin tanınan simalarından olmuştur. Çocukluğundan itibaren sazla büyüyen Zeynel Dede, ömrünü nefesler söylemeye, deyişleri aktarmaya ve yol erkanını sürdürmeye adamıştır. Kendine özgü bağlama çalma tekniğiyle usta malı deyişleri gelecek nesillere taşımaya devam etmektedir.

73 yaşını aşmasına rağmen hala cemlerde zakirlik yapan, gençlere nefesler öğreten, taş ustalığından arıcılığa kadar birçok alanda üretmeye devam eden Zeynel Dede; yalnızca bir gelenek köprüsü değil, aynı zamanda kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan bir emanetçidir. Onun sazındaki tını, sadece bir müzik değil; Aleviliğin inanç, aşk ve direnişle yoğrulmuş sesidir.

Bir dost sohbetinde şu sözleriyle de yolun özünü dile getirir: “Dede olmak yer kapmak değildir. Dede olmak zengin olmak değildir. Dede olmak fakir olmaktır. Bizim sülale nefsine tapmamıştır. Bizim hiçbir şeyimiz yoktur. Allah’a şükür harman vurup savuruyoruz.”

Engin gönlü ve mütevazı yaşamıyla, kültürümüzün değerli taşıyıcısı olan Zeynel Batar Dedemize saygı ve selamlarımızı iletiyoruz. Var olsun!


Fotoğraf Kaynak: Saz - The Key of Trust Youtube Kanalı 

18 Ocak, 2025

Aşık Fatma Oflaz (Aşık Derdimend) Kimdir?

 


Aşık Fatma Oflaz (Derdimend)

1895 yılında Sivas’ın Kangal ilçesinde dünyaya geldi. Babasının adı Ali, annesinin adı Zeynep’tir. Babasının sağlığında hali vakti yerinde olan Fatma Oflaz’ın evlilik sonrasında zor bir yaşam mücadelesi oldu. 15 yaşında evlendirildi. İlk eşi, evliliklerinden yedi yıl sonra hayatını kaybetti. Ağlamaktan sol gözünü, kimsesizlikten de elindekini, avucundakini kaybetti.

Oldukça çileli bir yaşama sahip olan Derdimend Ana, okuma yazma bilmese de şiirleri irticalen söylemiş ve çevresindekilere not ettirmiştir. İrticalen söyleme sanatında tekrarlamalar ve kafiye bozukluğu gibi öne çıkabilecek alışkanlıklardan uzak, güçlü bir söylem ve anlatıma sahip dizeler dile getirmiştir. Şiirlerinde de mahlas olarak Derdimend’i kullanmıştır. 1980 yılında da bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Dinleyin ağalar hasbihalimi
Eserim şay’oldu her bir diyare
Bir noksansız imla manalı kelam
Aşkım mahrem değil hep aşikare

Deryayı ummana dalmayan bilmez
Pir elinden bade almayan bilmez
Simya definesin bulmayan bilmez
Özbirle yüz tutup perverdigare

Sinnim hemen hemen kemali buldu
Korkarım defterde çilemiz doldu
Zeka her cephede nişantaş oldu
Yine kavuşmadık bir bahtiyare

Derdimend’im yarelerim açmayım
Bundan artık müşkül hale düşmeyim
Muhannetin köprüsünden geçmeyim
Ne minnetim yare ne de ağyare

Fotoğraf; 30 Ekim 1964 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Sivas Halk Şairleri Bayramı’nda çekilmiş bir karedir. İbrahim Aslanoğlu ile Derdimend Ana’yı, etkinlikle bir arada görmekteyiz.

18 Şubat, 2023

Aşık Meçhuli'nin Kendi Anlatımından

 


Bizim Aşık Meçhuli'nin bir tek dostu vardı, oda ömür boyu nefes nefese yaşadığı yalnızlık ve yoksulluk. Bu aşıkların kaderi midir nedir bilmem ama bildiğim tek şey yaşadıklarım ve yaşananların şiirlerime yansımasıdır. Özetle anlatmaya çalıştığım hayat hikayem bundan ibarettir. Gerisi okuma zahmetinde bulunduğunuz eserlerimden mevcuttur. Bağışlasınlar beni şunuda demeden edemeyeceğim. İlk İsmail İpek'ten başlayarak türkü ve nefeslerimi o güzel sesi ve güzel yorumları ile dilden dile yayan sanatçı dostlarıma teşekkür etmeyi bir insani borç olarak bildiğimi bilmelerini isterim, nefeslerine sağlık olsun. Her ne kadar hiç birinde maddi destek alamadıysam da manevi katkıları beni mutlu kılıyor, bu da bana yetiyor.

Aşık Meçhuli'nin kendi anlatımından.

Fotoğraf: Veysel Kutlu, Meçhuli Baba, Ozan Efkari - 1994 Nantes

Aşık Abidin Polat Kimdir?

 

Aşık Abidin Polat Kimdir?

Sivas'ın Kangal ilçesi Mamaş köyünde 1939 yılında doğdu. Yokluklarla dolu gençlik yıllarından sonra 1968 yılında Almanya'ya göç etti. On altı yıl Almanya'da çalıştıktan sonra Türkiye'ye döndü ve Ankara'da yaşamaya başladı. Bağlama çalmasını kendi kendisine öğrenmiştir ve sazda da çok usta değildir. Önemli aşıklar yetiştiren Mamaş köyü Aşık Abidin Polat'ın da edebi yaşamının gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Aşk, sevda, ayrılık ve ailevi sorunlar başta olmak üzere çeşitli konularda bir çok şiir yazan aşık, şiirlerinde Abidin mahlasını kullanmıştır. Aşık Muharrem Yazıcıoğlu'nun öncülüğünde de Bizin Bahçemiz Mamaş adlı bir de kitap yazmıştır.

Zengin olam diye çok çile çektim
Malım mülküm oldu yine fakirim
Gençliğimi bu yollarda harcadım
Şu canımdan vücudumdan fakirim

Dertler katmerlendi dertler sıralı
Moralim bozuktur gönlüm yaralı
Herkes sanar zengin, düzgün morali
Bana sorulursa ben yine fakirim

Saçlarım döküldü bu birincisi
Hep bembeyaz oldu bu ikincisi
Yerinden söküldü ağzım incisi
Çiğneyip yutmaktan, tattan fakirim

Abidin aldandı dünya malına
Belenmedi yeşiline alına
Bir gün dönmezsem sağım soluma
Takatımdan, dermanımdan fakirim
Kuvvetimden, kudretimden fakirim

Aşık Haydar Acar Kimdir?

 


Aşık Haydar Acar Kimdir?

1916 yılında Sivas’ın İmranlı ilçesi Kondul (Şimdiki Adı Kavalcık) köyünde doğdu. Babası İsmail Acar’da iyi bir bağlama ustasıdır. Babasından aldığı feyz ile saz çalmaya küçük yaşlarda merak salmıştır. 1960’lı yıllarda üç plak çıkartmış, kendisine has saz çalma tekniği ile de yaşamı boyunca kültüre çok büyük katkılar sunmuştur. Yine bilinen Deli Derviş çalım tekniğinin de günümüze ulaşmasında çok önemli rol oynamıştır.

Muhlis Akarsu, Ali Ekber Çiçek, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Hasret Gültekin gibi önemli isimlerde, ustalığından yararlanmak adına o dönem aşığa sıkça ziyarette bulunmuştur. İmranlı’nın bereketli topraklarında yetişen bir diğer usta Hasret Gültekin’in sanat yaşamında da Aşık Haydar Acar’ın büyük katkıları olduğunu da yine belirtmekte fayda var.

Büyük usta 2002 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Devr-i daim, mekanı gönüller olsun.

Aşık Yorgansız Hakkı Baba Kimdir?

 


Aşık Yorgansız Hakkı Baba Kimdir?


1895 yılında Kastamonu’da dünyaya geldi. Babası Hüseyin Efendi, annesi Cemile Hanım’dır. Asıl adı Hakkı Bayraktar’dır. 7-8 yaşlarındayken annesi ile İstanbul’a gider, Beyazıt Rüştiyesi’ne kayıt olur. Ortaokul ve lise eğitimini tamamladıktan sonra, uzun yıllar sürecek askerlik yaşamına başlar. Balkan Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılır. Mısır’da İngilizler’e esir düşer ve savaş sonunda imzalanan anlaşma ile esaretten kurtulur.

Saz çalmasını ve şiir yazmasını annesinden öğrenmiştir. Şiirlerinde; Hakkı, Yorgansız Hakkı, Yorgansız gibi mahlaslar kullanmıştır. Eniştesine Yorgansız dendiği için kendisine bu lakap ile hitap edildiği söylense de bazı kaynaklarda uzun süren savaş yıllarında cephelerde yorgansız yatması nedeniyle, aşığa böyle hitap edildiği belirtilmektedir.

Bektaşi ruhlu Yorgansız Hakkı Baba, kendisine has giyiminin yanı sıra güzel saz çalması ve yanık sesiyle de yaşadığı yıllarda halkın sevdiği bir halk ozanı olmuştur. Vatan ve halk sevgisi başta olmak üzere toplumda ki haksızlıklara karşıda birçok şiir yazmıştır.

Anadolu’nun farklı şehirlerini saz omzunda gezmiş, çağının önemli aşıklarıyla dostluk kurmuştur. Dönem dönem İstanbul’a giderek Şemsi Yastıman’ın konuğu olmuş ve burada sazlı sözlü muhabbetlere katılmıştır. Bir önceki paylaşımımızda yer alan Davut Sulari ve Beyhani Baba’nın da yer aldığı fotoğrafta Yorgansız Baba’nın da olduğunu görmekteyiz. 1960’lı yıllardan geriye kalan bu fotoğraf karesinin de dost sohbetlerinden geriye kaldığı aşikardır.

Yorgansız Hakkı Baba 1964 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Kendisini saygı ve özlemle anıyoruz.

Hep anadan doğma soydular bizi
Asitli sulara koydular bizi
Günde iki defa saydılar bizi
Sakallı Celali telinde idim

Her yana çekildi telli direkler
Ah eder, vah eder sızlar yürekler
Dört yanda süngülü nöbetçi bekler
Zulüm işkence hem buhranda idim

Gavur elindesin kelamı meşhur
Her işin cebridir sen dahi mecbur
Karşısında mert yok ki dilesen özür
Tanrımdan inayet ihsanda idim

Dizeler, Hayat Destanı’nda, esir düştüğü kısmı anlatmaktadır.

Aşığımızın biyografik bilgileri için Mustafa Eski’ye teşekkürlerimizle.

Aşık Fezai Kimdir?

 


Aşık Fezai Kimdir?

1945 yılında Sivas’ın İmranlı ilçesi Kılıçköy’de dünyaya geldi. Asıl adı Halil Karabulut’tur. Eğitim hayatına ilkokulu bitirdikten sonra devam edememiştir. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Aşık Fezai, küçük yaşlarda çiftçilik yapmış ve sonrasında Almanya’ya giderek inşaat işçiliği yaparak hayatını sürdürmüştür.

Yöre cemlerine katılması küçük yaşlarda şiir yazmasında ve saz çalmasında etkin rol oynamıştır. İlk dönemlerinde, şiirlerinde Kul Halil mahlasını kullanmış, sonrasında ise Fezai mahlasıyla şiirler yazmıştır.

                                    
*1979 yılında Sivas İmranlı Kılıçköy köylüleri, köylerine elektrik bağlanması adına büyük bir çaba gösterir. Bu çabalarının karşılığını almaları sonucunda da ortaya böylesi samimi bir kutlama fotoğrafı çıkar. Saz çalan kişi de Aşık Fezai’dir. Fotoğraf Kaynak: Aşık Fezai Facebook Sayfası

Dizelerinde yalın bir dil kullanan ozan etkili anlatımı ile de döneminin önemli isimleri arasında yer almıştır. Koçgiri kültürüyle büyüyen Hasret Gültekin ile de iyi bir muhabbete ve dostluğa sahip olan Fezai Baba, 2001 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Değerlerimizi saygı, sevgi ve büyük özlemle anıyoruz. Daim gönlümüzdeler!



06 Kasım, 2022

Çamşıhılı Aşık Ali Çınar

 


Çamşıhılı Ozan Ali Çınar

1944 yılında Sivas Divriği Çamşıhı'nda dünyaya geldi. Babası Mustafa Çınar (Mistik Emmi), bilgeliğinin yanı sıra sazı ve sözüyle yöresinde çok sevilen bir Alevi dedesiydi. Mistik Emmi; Sivas, Maraş, Tokat, Malatya ve Çorum gibi bir çok şehri ziyaret ederek buralarda cem yürütmüş, hem oğlu Ali Çınar'a hem de yeğeni Feyzullah Çınar'a önemli bir rol model olmuştur. Feyzullah Çınar'ın: "Ben merhaba demesini amcamdan öğrendim." ifadesi de Mistik Emmi'nin, Feyzullah Çınar'ın hayatında ne denli önemli bir yer edindiğinin kanıtıdır.

Babasının da etkisiyle çok genç yaşlarda kültürel değerlerle tanışan Aşık Ali Çınar, gençlik çağında Ankara'ya göç eder. Yokluk ve yoksulluğun içerisinde Ankara'dan yapamayacağını düşünerek 1970'li yıllarda İstanbul'a göçer. Hayatı boyunca; sinema makinistliği, elektrikçilik, berberlik ve hamallık gibi çeşitli işler yaparak geçim mücadelesi verir.

Aşık Veysel, Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu, Rıza Aslandoğan gibi bir çok önemli halk ozanı ile Türkiye'nin çeşitli illerinde turnelere katılır. Ululardan Ulu Pir Hacı Bektaş ve İmam Hüseyin eserlerinin yer aldığı bir de plak çıkartır. Bu paylaşmış olduğumuz kayıttan da anlaşılacağı üzere aşığımız şiirlerinde Sefil Ali mahlasını kullanmıştır.

Beş çocuğu olan Ozan Ali Çınar, 1975 yılında henüz 31 yaşında iken İstanbul'da misafirlerini gidecekleri yere bıraktıktan sonra yaya olarak evine dönerken bir aracın çarpması sonucu bedenen aramızdan ayrılmıştır. Kendisini saygı ve özlemle anıyoruz. Devr-i daim, mekanı gönüller olsun. 

Paylaşımımıza katkıda bulunan Hüseyin Çınar ve Cihan Toprak'a da sonsuz teşekkürlerimizle.



17 Nisan, 2022

Sinoplu Bürhani Kimdir?

 


Sinoplu Bürhani

Tahmini olarak 1833 yılında doğan ve hakkında çok araştırma yapılmayan Sinoplu Bürhani 20. yy’ın son Bektaşi şairlerindendir. Asıl adı Mehmet Ali’dir. Yörede şöhreti ise Hacı Osmanoğlu’dur.

Orta boylu, cılız bünyeli, çok şen ve bulunduğu her mecliste neşe saçan bir Hacı Bektaş fıkarası olduğu çevresi tarafından söylenmektedir. Şiirlerinde Bürhani mahlasını kullanmıştır. Bağlama ve cura gibi sazları büyük bir ustalıkla çaldığı bilinmektedir.

Ölümünden çok kısa süre önce de mezar taşının yazıtını kendisi yazar ve askerdeki oğluna göndererek taşa kazılmasını vasiyet eder. 1908 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Bürhani Baba’nın bir şiiri ile yazımızı noktalayalım.

İsmi var cismi lamekan aleme
Geçti lamekanla devranım benim
Velakad kerremna beni ademe
Ta kalüdan illa ikrarım benim

Mayei aslı İlahi sende var
Hizmetinde kusur edüp gezme dar
Güşuna olan pendi tutgıl her bar
İdrak edene bu esrarım benim

Çün hali olmaz erenler meydanı
Kendidir bulan can gene cananı
Hem sana seni bildiren Bürhani
Sehavet sahibi kerrarım benim

Biyografi Kaynak: M. Şakir Ülkütaşır - 1980 Türk Folkloru Dergisi

Aşık İsmail Kuloğlu Kimdir?

 


Aşık İsmail Kuloğlu Kimdir?

1955 yılında Antalya'nın Alanya ilçesi Demirtaş Köyü'nde doğmuştur. Ailesi, 1950'li yıllarda Ege bölgesine göç etmiştir. Ortaokul ve lise çağlarında okuldaki müzik öğretmenlerinin de etkisi ile müzik hayatına başlamıştır. Daha sonrasında İstabul Konservatuarı'nda Türk Sanat Müziği bölümünü kazanmıştır. TRT repertuarlarında 29 türküsü yer alan aşığımızın Çekiç Ali ile de akrabalığı bulunmaktadır. Ozanımız 11.04.2022 tarihinde ise bedenen aramızdan ayrılmıştır.


Kendi sesinden bir eseri dinlemek için tıklayabilirsiniz:



YAZI ARŞİV