20 Ağustos, 2026

İbrahim Çatalgöz (Kör İbo - Kaki İwik) Kimdir?

 


1932 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar (Gonig) köyünde doğan İbrahim Çatalgöz, halk arasında “Kör İbo” ve “Kaki İwik” lakaplarıyla tanınan, Alevi-Bektaşi geleneğinin güçlü bir temsilcisidir.

Doğuştan görme engelli olan Çatalgöz, bu durumu hiçbir zaman bir engel olarak görmemiş, aksine duyarlılığı ve çevresine olan algısıyla hayranlık uyandırmıştır.

Kültürel ve inançsal mirasını müzikle buluşturarak aktaran aşık, özellikle “dede sazı” ile çaldığı deyişler ve nefeslerle Alevi halk müziğinin önemli taşıyıcılarından birisi olmuştur.

İbrahim Çatalgöz, sazını geleneksel biçimin dışında, yatırarak çalar ve mızrap yerine uzattığı tırnaklarını kullanırdı. Bu kendine özgü çalma tarzı, ustalıkla yorumladığı eserlerle birleşince, onu yalnızca bir halk ozanı değil, aynı zamanda bir müzik ustası konumuna taşımıştır. Büyük ozanlardan Mahzuni Şerif’in dahi onun perde tutuşunu ve çalma biçimini takdir ettiği bilinir.

Görme engelli olmasına rağmen doğaya, zamana ve çevresine dair olağanüstü bir farkındalık geliştirirdi. Oğlunun anlattıklarına göre, yayla yollarının her mevkisini tanır, bir ağacın gölgesinden yönünü bulur, saatleri yalnızca çevresel seslerden tahmin ederdi. Bu yönleriyle hem ailesinin hem de çevresinin büyük saygısını kazanmıştır.

Sanatında aşk, inanç, toplumsal adalet, insan sevgisi ve hakikat arayışı gibi temaları işleyen Çatalgöz’ün eserleri, özellikle Alevi-Bektaşi inanç sisteminde önemli bir sözlü kültür taşıyıcılığı yapmıştır. Müziği sadece bir icra aracı değil, aynı zamanda kültürel hafızanın canlı bir sesi olmuştur.

İbrahim Çatalgöz, 2015 yılında bedenen aramızdan ayrılmıştır

Aşık İsmail Nar Kimdir?

 


Halk ozanı İsmail Nar, ne yazık ki dün bedenen aramızdan ayrıldı. 1940 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi, Karanlık köyünde dünyaya gelen İsmail Nar, küçük yaşlarda bağlama çalmaya başlayarak kendini yetiştirdi. Daha sonra Ankara’da kamu görevlisi olarak görev yaptı. Ozanlık geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olan Nar, kendisi gibi halk ozanı olan oğlu Kamber Nar’ın da ustasıydı.

Uzun yıllar dernek başkanlığı yaparak halk kültürüne ve aşıklık geleneğine büyük emek verdi, yaşamı boyunca kültürümüze her alanda hizmet etti. Haziran 2026 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Geride bıraktığı eserleri, yetiştirdiği isimler ve kültürümüze kattıklarıyla daima hatırlanacaktır.

Devri daim, mekanı gönüller olsun.

Ozan Mihneti Kimdir? (Vehbi Polat)

 


Asıl ismi Vehi Polat olan Ozan Mihneti, 1948 yılında Cılavuz Köy Enstitüsü’nden mezun olur. Ömrü boyunca da Anadolu’nun en ücra köylerinde öğretmenlik yapar. Sadece öğretmenlikle kalmaz, köylüye rehber olur, birlikte çalışır. Yol yapar, su getirir, okulları yeniler, köylülerin yıkılmış evlerini tamir eder, ekime biçime destek çıkar. Okuma yazma bilmeyen 70’ine gelmiş insanlara okuma yazma öğretir.

Vehbi Polat; haklarından yoksun edilmiş, kişiye kul olmuş, binlerce ezilmiş yürekler acısı yaşantıyı ve direnişe tanık olmuştur. Muhlis Akarsu’nun da çok bilinen türkülerinden olan Sivas’tan Çıktı’da İş Arıyordu türküsünün de söz yazarıdır. Kendi anlatımından kısa bir paragrafı da ayrıca paylaşalım:

"İki evlek, babamdan kalma tarlayı da sattık, geldik Ankara’ya. Ünlü yurt dışına taşmış bizimkilerden biri ile tanıştık… Burası piknik, orası tavukçu, iliman liman, kalem derken temizinden bin liram gitti… Ankara’da günlük bir gazetede tefrika edilen romanım üç gün çıktı beş gün çıkmadı…"

Ömrümde bir kere etek öperek
Kayırma yolundan mevki kaparak
Görevim başında dalga yaparak
Yan gelip sırt üstü yatmış değilim

Ozanımız 1993 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Kendisini saygı ve büyük özlemle anıyoruz!


Aşık Mihneti Baba

Ozan Mehmet Koç Kimdir?

 


1946 yılında dünyaya gelen ve babasının çok iyi saz çalmasının da etkileriyle henüz dört yaşındayken bağlama çalmaya başlayan Mehmet Koç, tam 70 yıldır bu toprakların sesini, acısını ve umudunu teline döken adeta yürüyen bir kütüphanedir.

Sanat yolculuğunun en özel dönüm noktalarından birini usta sanatçı Ruhi Su ile yaşayan ozan, kendisinin büyük desteği ve teşvikiyle ilk plağını çıkarmış, sonrasında da Ruhi Su ile birlikte birçok konserde aynı sahneyi paylaşmıştır.

1955 yılından itibaren Aşık Veysel, Aşık İhsani, Aşık Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu, İsmail İpek, Nesimi Çimen ve Aşık Daimi ve daha nice geleneğin devleriyle; ilerleyen yıllarda ise Rahmi Saltuk, Sadık Gürbüz ve usta yorumcu Selda Bağcan gibi dönemin gür sesleriyle omuz omuza yürüyerek sayısız turnede, festivalde ve kitle etkinliklerinde yer almıştır.

Değerli sanatçı Abuzer Karakoç ile kuzen olan ve bu güçlü kültürel mirası aile bağlarıyla da taşıyan Mehmet Koç, 1968 ile 1980 yılları arasındaki o siyasi fırtınalı dönemde toplumsal mücadelenin tam merkezinde yer almıştır. İnandığı değerleri sanatı aracılığıyla savunmaktan geri durmadığı için bu süreçte onlarca defa kovuşturmaya uğramış, defalarca gözaltı ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Eğilmeyen dik duruşu, tükenmeyen üretkenliği ve Anadolu kültürüne kattığı tüm eşsiz değerler için Mehmet Koç’a büyük bir parantez açıyor, saygılarımızı ve selamlarımızı iletiyoruz. İyi ki varsın büyük usta!

Kul Himmet Üstadım Kimdir?

 


Tahminen 1779 yılında, o dönemde Divriği’ye bağlı olan, bugün ise idari olarak İmranlı’ya bağlı Örenik (Aydoğan) Köyü’nde doğmuştur. Asıl adı İbrahim’dir. Yöresinde Aşık İbrahim olarak tanınmıştır.

16. yüzyılda yaşamış olan Kul Himmet’e duyduğu sevgi, manevi ustası olarak görmesi ve ondan dolu içtiğine inanması nedeniyle, Kul Himmet Üstadım mahlasını benimsemiştir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı’na giderek dönemin postnişini Feyzullah Çelebi Efendi’yi ziyaret ettiği bilinen Kul Himmet Üstadım; şiirlerinde başta Alevi-Bektaşi inancı ve kültürü olmak üzere sevgi, aşk ve gündelik hayata dair konuları işlemiştir.

Yine tahmini olarak 1844 yılında ise köyünde bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Videoda Muhlis Akarsu’nun seslendirdiği bu deyiş de Kul Himmet Üstadım’a aittir.



19. yüzyılın önemli Sivas ozanlarından Kul Himmet Üstadım’la süren bu yolculuk, 20. yüzyılın önemli ozanlarından Muhlis Akarsu’ya uzanarak aralıksız olarak devam etmektedir. İşte kültürümüzün kuşaktan kuşağa bir bayrak gibi taşınmasının anlamı ve önemi bu sırda saklıdır. Bu kültürel miras, bu güzel döngü asla bitmesin!

İki büyük değerimizi de bir kez daha saygı, özlem ve minnetle anıyoruz.

Video Kaynak: İrfan Çetinkaya ve torunu Emrah Çetinkaya
Video Tarihi: 1992, Eskişehir

Binali Selman Kimdir?

 


1931 yılında Bayburt’un Demirözü ilçesinde dünyaya gelen Selman, müziğe çok küçük yaşlarda başladı. Müzisyen ağabeyi Yaşar Selman onun ilk müzik yol göstericilerinden oldu.

Çocuk yaşlarda çoban olarak gezdiği dağlarda davul ve zurna ile başlayan müzik serüveni; zurna, mey ve ney başta olmak üzere nefesli sazlarda kendine özgü bir ekol oluşturmasına uzandı. Bu yeteneği üflemeli çalgılar tarihimizin en önemli virtüözlerinden bir tanesi olmasını sağladı.

1954 yılında İstanbul Radyosu’na giren Binali Selman, uzun yıllar Yurttan Sesler topluluklarında görev yaptı. Nota eğitimi almamış olmasına rağmen olağanüstü müzik kulağı ve icra yeteneğiyle döneminin en dikkat çekici sanatçılarından biri oldu.

Halk arasında söylenen “Zurnada peşrev olmaz” sözünü adeta icrasıyla tarihe gömen Selman, zurnayı bir oyun havası sazı olmaktan çıkararak makam ve ezgi bakımından zengin bir icra alanına taşıdı.

Okay Temiz ile gerçekleştirdiği çalışmalar sayesinde Anadolu’nun nefesini Avrupa’dan Amerika’ya, İskandinavya’dan Hindistan’a uzanan uluslararası sahnelere taşıdı. 1980 yılında Hindistan’da düzenlenen uluslararası yarışmada “Dünya Zurna Çalma Şampiyonu” oldu.


1975 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda mey öğretim görevlisi olarak da görev yapan Selman, birçok sanatçı ve toplulukla çalıştı; plak, radyo, televizyon ve Yeşilcam film müziklerinde unutulmaz icralara imza attı.

15 Ağustos 1992’de İstanbul’da bedenen aramızdan ayrılan Binali Selman, ardında Anadolu’nun nefesli sazlarına yön veren eşsiz bir müzik mirası bıraktı. Bu mirasın izlerini, kendisi gibi nefesli sazları ustalıkla icra eden oğlu Deniz Selman sürdürmeye devam etmektedir.

Büyük ustayı saygı, özlem ve minnetle anıyoruz.

28 Mart, 2026

Hasret Gültekin Kimdir?

 


Hasret Gültekin, 1 Mayıs 1971’de Sivas’ın İmranlı ilçesinde, Koçgiri kültürünün köklü geleneği içinde dünyaya geldi. Alevi-Bektaşi inancının, sözlü edebiyatın ve ozanlık geleneğinin güçlü biçimde yaşatıldığı bu coğrafya, onun hem sanatını hem de hayata bakışını derinden şekillendirdi.

Bağlamayla henüz 6 yaşında tanıştı. Çocuk yaşta başladığı bu yolculukta, yalnızca bağlama çalmayı değil; üretmeyi, yorumlamayı ve anlatmayı da öğrendi. Çocuk yaşta usta ozanların bulunduğu ortamlara girerek kendini geliştirdi; bu erken temas, onun müziğinde hem teknik hem de duygusal derinlik oluşturdu.

Eğitim hayatına İstanbul’da devam eden Gültekin, Kadıköy Anadolu Lisesi’nde öğrenim gördü. Ancak müziğe olan tutkusu, onu akademik eğitiminden uzaklaştırdı ve genç yaşta okulunu yarıda bırakarak tüm yaşamını sanata adadı. Onun için müzik, bir meslekten öte, bir varoluş biçimiydi.

Henüz 16 yaşındayken yayımladığı ilk albümü “Gün Olaydı”, bu erken olgunluğun en güçlü göstergesi oldu. Ardından gelen “Gece ile Gündüz Arasında” ile bağlama icrasında yeni bir anlayış ortaya koydu. Özellikle şelpe tekniğine getirdiği özgün yorum, onu kısa sürede farklı bir noktaya taşıdı. 1991 yılında yayımladığı “Rüzgarın Kanatları” albümü ise kendi tanımıyla “ilerici müzik” anlayışının zirvesi olarak kabul edildi.

Hasret Gültekin, genç yaşına rağmen birçok usta isimle aynı ortamı paylaşmış, birlikte çalışmış ve müzikal birikimini bu güçlü çevre içinde geliştirmiştir. Başta, Nesimi Çimen, Ozan Emekçi, Ali Nurşani, Musa Eroğlu, Arif Sağ, Talip Özkan ve Haydar Acar olmak üzere pek çok önemli ozan ve sanatçıyla aynı sahnelerde yer almış, bazı projelerde doğrudan birlikte üretim sürecine katılmıştır.

Sanat hayatı boyunca yalnızca kendi albümleriyle değil, birçok sanatçının çalışmalarında müzik yönetmeni ve icracı olarak da yer aldı. Farklı enstrümanlara hâkimiyeti ve yenilikçi yaklaşımıyla dikkat çekti. Geleneksel deyiş formunu korurken, çok sesli düzenlemeler ve farklı müzik anlayışlarını bir araya getirerek halk müziğine yeni bir soluk kazandırdı.

2 Temmuz 1993 tarihinde, Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında bulunduğu Sivas’ta, tarihe Sivas Katliamı olarak geçen olaylarda Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 33 dostuyla birlikte yaşamını yitirdi. Henüz 22 yaşındaydı.

Kısa ömrüne rağmen Hasret Gültekin, bağlamaya getirdiği yenilikler, müziğe kattığı derinlik ve güçlü yorumu ile Türk halk müziğinde silinmeyecek bir iz bırakmıştır. Bugün hâlâ eserleri dinlenmekte, adı saygıyla anılmaktadır.

03 Ocak, 2026

Cura Ustası, Bir Devrin Vicdanı Nesimi Çimen Kimdir?

 



Nesimi Çimen: Hayatı, Sanatı ve Eserleri

Nesimi Çimen, (d. 1931, Adana - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk halk ozanı ve cura ustasıdır. Geleneksel Alevi-Bektaşi deyişlerini kendine has yorumlama tekniği ve curayı icra ediş biçimiyle tanınan Çimen, Türk Halk Müziği’nin önemli temsilcileri arasında yer almaktadır.

Nesimi Çimen, 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmiştir. Aslen Tunceli kökenli bir ailenin ferdidir. Ailesi, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrasındaki iskan politikaları ve bölgedeki sosyal hareketlilik nedeniyle önce Kayseri’nin Sarız ilçesine yerleşmiş, ardından Adana’ya göç etmiştir.

Çimen, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle düzenli bir eğitim hayatı sürdürememiştir. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız ilçesine dönmüş ve burada Dilber Çimen ile evlenmiştir. Bu evlilikten, ileride kendisi gibi müzisyen olacak olan Mazlum Çimen dünyaya gelmiştir.

Nesimi Çimen, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla daha sonra İstanbul’a göç etmiştir. İlk dönemlerde İstanbul’da gecekondulaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşamış, çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışmıştır. Özellikle bir mozaik fabrikasında çalıştığı yıllarda, edebiyatçı Yaşar Kemal ile tanışması hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. Yaşar Kemal’in desteğiyle sanat çevresinde tanınmaya başlamış ve müziğini daha geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuştur.

Nesimi Çimen’in müzikal kimliğindeki en belirgin özellik, kullandığı enstrüman olan curadır. Bağlamanın en küçük ailesinden olan curayı, geleneksel diz üstü çalma tekniğinin aksine, göğsüne yaslayarak çalmasıyla bilinmektedir. Bu teknik, onun karakteristik icra üslubunu oluşturmuştur.

Repertuvarı ağırlıklı olarak Alevi-Bektaşi geleneğine ait nefesler, deyişler ve semahlardan oluşmaktadır. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi usta aşıkların eserlerini derlemiş ve seslendirmiştir. Ayrıca kendi yazdığı şiirleri de bestelemiştir.

1960'lı yılların sonundan itibaren Türkiye genelinde ve Avrupa’da düzenlenen çeşitli konser ve festivallere katılmıştır. İsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde albümler yapmış, Türk halk müziğinin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağlamıştır.

Nesimi Çimen, 1 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak üzere şehre gitmiştir. 2 Temmuz 1993 günü, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen olaylarda (Sivas Katliamı), otelde bulunan diğer 32 yazar, ozan ve aydınla birlikte bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Cenazesi İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

10 Aralık, 2025

İbrahim Erdem Baba Kimdir?

 


Toplum arasında “Erdem Baba” adıyla tanınan İbrahim Erdem, Alevi-Kızılbaş müziği ve deyiş geleneğinin en temel taşıyıcı ve aktarıcılarından biri olarak öne çıkan, derin izler bırakmış bir ozandır.

1925 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesinin Darıca köyünde başlayan hayatı, 1946’daki evliliğinin ardından geçim zorluklarıyla şekillenerek onu Mersin, Afşin ve Sarız gibi Anadolu şehirlerinde seyyar satıcılık, çiftçilik ve marangozluk gibi çeşitli işlere sürükledi.

1960’lardan itibaren tanınmaya başlayan ozan, 1969/70’lerde Fransa’ya ve 1971’den itibaren Almanya’ya göç ederek, tıpkı diğer gurbetçi sanatçılar gibi hayatını işçilikle sürdürdü.

Ancak Erdem Baba'nın asıl kimliği, yaşadığı tüm zorluklara ve gurbet acısına rağmen, sazından ve sözünden damıttığı Alevi felsefesi ve toplumsal adalet arayışında gizli idi. Onun deyişleri, sadece kişisel bir hikayeyi değil, aynı zamanda göçün, emeğin ve inancın toplumsal hafızasını aktaran bir köprü görevi görmüş; bu sayede gurbetteki topluluğun kültürel kimliğinin korunmasında hayati bir rol üstlenmişti.

1990’da emekli olduktan sonra dahi bu kültürel görevi sürdürerek Türkiye ile Almanya arasında mekik dokuyan Erdem Baba, uzun bir hayat mücadelesinin ardından Şubat 2014'te bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, bıraktığı eserler ve kültürel mirası onu Alevi-Kızılbaş deyiş geleneğinin yaşayan hafızası kılmaya devam etmektedir.

Sizlerin huzurunda Erdem Baba'yı bir kez daha saygı sevgi ve büyük özlem ile anıyoruz. Mahlası asırlar yaşasın!

Yayıncı ve Yazar İlhan Erdost Kimdir?

 


1980 darbesinde gözaltındayken görevli erler tarafından dövülerek öldürülen yayıncı ve yazar İlhan Erdost'u, bedenen aramızdan ayrılışının 45. yılında saygı ve büyük özlemle anıyoruz.

O döneme dair çarpıcı bir detay olarak, Erdost'un gözaltına alınmasına neden olan kitabın, Friedrich Engels'in doğa bilimlerini konu alan "Doğanın Diyalektiği" olduğu bilinir.

İlhan Erdost'un ölümünden sonra, 25 Şubat 2020 tarihinde vefat eden ağabeyi Muzaffer Erdost, kardeşinin anısını yaşatmak için kendi adına "İlhan"ı ekleyerek "Muzaffer İlhan Erdost" adını kullanmaya başlamıştır.

Leman Sam'dan dinlediğimiz "Ağıt" isimli eser de yine İlhan Erdost için bestelenmiştir.

Türkiye'nin yakın tarihi, acı ve dram dolu sayısız hikayeyi barındırıyor. İlhan Erdost'un hikayesi, o dönemin bilinmeyen binlerce trajedisinden yalnızca biri olarak kalbimizde derin bir iz bırakmaya devam ediyor. Geçmişini iyi tanıyanlar olarak bize yapılanları asla unutmuyoruz!

Sizlerin huzurunda İlhan Erdost'u ve Muzaffer İlhan Erdost'u saygı ve özlemle bir kez daha anıyoruz. İlhan Erdost'un kızları; Türküler ve Alaz'a da selam ve saygılarımızı iletiyoruz.





Ozan Vicdani Kimdir?

 


Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı köylerinden Hatçepınar'da 1941 yılında dünyaya gelen Ozan Vicdani (Zeynel Abidin Sönmez), 21. yüzyıl hakikatçı aşıklık geleneğinin son önemli temsilcilerinden biridir.

Üç aylık kısa bir eğitimin ardından hayatı çobanlık ve çiftçilikle geçse de, küçük yaşta öğrendiği üç telli sazı ve dönemin usta ozanlarından aldığı ilhamla gönül ve hakikat yolunda yürümeye başladı. Bölgenin çok değerli ozanlarıyla köy köy, ilçe ilçe gezerek kısa sürede sanatında büyük ses getirdi.

1970'li yıllarda sol rüzgarın etkisiyle gecelerde sahne alarak devrimci kimliğini pekiştirdi; deyişleriyle emeği, direnişi ve toplumsal adaletsizliği dile getirdi. Bu tavrı nedeniyle 12 Eylül Darbesi sonrası arananlar listesine giren ozan, ailesini geçindirmek için pazarlarda "Osman" adıyla işportacılık yapmak zorunda kaldı ve sonrasında işkenceli gözaltılar ve cezaevi süreçleri yaşadı.

Sazının telleri ve sözleriyle işlediği "suçlar" yüzünden çile çekmesine rağmen yolundan dönmedi. 1990'ların başında Almanya'ya iltica eden Ozan Vicdani, 1999'da ozan dostları Nurşani ve Meçhuli gibi ses yetisini kaybetmesine neden olan hastalığına rağmen şiir yazmayı sürdürdü. Eserleri, hayattayken yayımlanan "Yaşlandıkça Güçlenen Aşk" kitabıyla ölümsüzleşti.

Eşi Elif Ana'nın "O hep ismi gibi yaşadı" sözleriyle anlattığı, vicdan ve merhamet timsali bu büyük ozan, 13 Temmuz 2010 tarihinde ise bedenen aramızdan ayrıldı.

Maraş Katliamı'nın hem tanığı hem de mağduru olan Vicdani Baba aynı zamanda Ozan Emekçi'nin de abidisidir. 

Tacim Bakır Dede (Büyük Tacim Dede) Kimdir?

 


1906 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Kantarma Köyünde dünyaya gelen Tacim Bakır Dede, Sinemilli Ocağı’nın yüzyıllardır süregelen irfan çizgisini 20. yüzyıla taşıyan en önemli yol büyüklerinden biridir.

Arapça ve Osmanlıca okuryazarlığının yanı sıra yeni Türkçeye de hakim olan Tacim Dede; ömrünü yalnızca kendi köyüyle sınırlamayıp, Anadolu’nun birçok il, ilçe ve köyünü dolaşarak Alevi inancını, yol erkanını ve cem kültürünü aktarmaya adamıştır.

Bugün derlenmiş en geniş deyiş ve semah repertuvarlarından biri Tacim (Bakır) Dede’ye aittir. Sözlü geleneğin taşıyıcısı olmasıyla, Sinemilli Ocağı’nın belleğinde çok özel bir yere sahiptir. Onun sayesinde birçok nefes, birçok yol buyruğu kalıcı hale gelmiş; kaybolma tehlikesi taşıyan kültürel miras kayıt altına alınmıştır.

1988 yılında doğduğu topraklarda, Kantarma Köyü’nde bedenen aramızdan ayrılan Büyük Tacim Dede; ardında yalnızca bir ömür değil, bir yol nefesi, bir kültür hafızası, bir duruş bırakmıştır. Kendisini büyük saygı ve özlemle anıyoruz.

Nostaljik bu fotoğrafın sol kısmında Abuzer Dede'yi, sağ kısmında ise Büyük Tacim Dede'yi görmektesiniz.

01 Kasım, 2025

Aşık Yusuf Kemter Dede Kimdir?

 


1928’de Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğdu. Sekiz yaşındayken geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda görme yetisini tamamen kaybetti. Gözlerini kaybetmeden önce de yaklaşık üç ay konuşamadığı, dilinin tutulduğu anlatılır.

1938 Dersim olaylarından sonra ailesiyle birlikte Balıkesir’e göç etmek zorunda kaldı. Balıkesir’de dokuz yıl kaldıktan sonra, 1947’de, 17 yaşındayken Erzincan’a yerleşti.

Gençlik yıllarında sesi oldukça güçlü ve etkileyiciydi; “Davudi tokluğunda” dediği kalın ve tok sesinin yanı sıra tiz ses tonunu da kullanırdı. Ancak 1965 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda ses özelliklerinden bir kısmını kaybetti. 2015 yılında ise Erzincan'da ki evinde bedenen aramızdan ayrıldı.

Aşık Yusuf Kemter Dede, göçlerle, engellerle dolu yaşamına rağmen halk ozanlığı geleneğini yaşatan güçlü bir figür olarak kabul edilir. Sesinin incelikleri, şiirleri, mehabet dolu nutukları ve Alevi-Bektaşi inancıyla olan derin bağları onun sanatını sadece bir müzikal yetenekten öte manevi bir liderlik ve kültürel aktarıcı kimliğe taşımıştır.

Pülümürlü Hüseyin (Hüseyin Aslan) Kimdir?


1951 yılında sonradan ilçe olan Bingöl’ün Karinpertag (şimdiki adı Gelinpertek) köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin Aslan’dır. İlkokulu köyünde okudu.


Pülümür’den göçen bir aileden gelmektedir. Bundan dolayı hem köyüne gelip giden dedeler ve zakirler aracılığıyla hem de ağabeylerinin etkisiyle bağlama çalmaya başladı.

Pülümürlü Hüseyin 20 yaşlarındayken köylerine gelen Davut Sulari ile karşılaştı. Bu dönemden sonra yaklaşık 16 yıl boyunca Sulari ile dolaştı ve hem bağlama hem de şiir konusunda kendini geliştirdi. Bağlama çalma tarzının yanı sıra söylem olarak da ustası Sulari Baba'dan çok etkilendi. Hüseyin Aslan aynı zamanda Davut Sulari'nin son öğrencilerindendir.

Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli etkinliklere katıldı. Aynı zamanda birçok başka aşıkla tanıştı ve aynı meclislerde bulundu.

Yüzlerce şiiri olmasına rağmen genellikle bunları dışa yansıtmayan veya yayınlamayan Pülümürlü Hüseyin uzun yıllar Türkiye ve Türkiye dışında çalıştıktan sonra emekli oldu.

Hüseyin Aslan 2023 yılında Bursa'da bedenen aramızdan ayrıldı ve orada toprağa verildi.

Biyografi Kaynak: Bekir Karadeniz

Caferi Gango (Cafer Baba/Cafer Tan) Kimdir?

 


1891 yılında Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Karaca köyünde dünyaya geldi. 1908 yılında ailevi nedenlerden dolayı Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı İncemağara köyüne yerleşti. İki yıllık kısa bir eğitim hayatı oldu. Eğitimini yarıda bırakmış olmasına rağmen kendi çabalarıyla İngilizce, Almanca öğrendi. Yine iyi derecede Arapça, Farsça ve Kürtçe konuşabilen Cafer Baba yörenin sevilen ve tanınan isimleri arasındaydı.

Şiirlerinde; Ehlibeyt sevgisi başta olmak üzere, Alevi-Bektaşi öğretisinin derinliklerine de sıkça yer vermiştir. Davut Sulari, Mahzuni Şerif, Aşık Veysel, Aşık Daimi, Can Yücel, Yaşar Kemal vb. birçok halk şairi ve edebiyatçısı da kendisini ziyaret ederek dost muhabbetinde bulunmuşlardır. Cafer Baba 1978 tarihinde ise İncemağara Köyü’nde vefat etmiş ve bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Arif Sağ'dan dinlediğimiz "Yarim İçin Ölüyorum" türküsünün sözleri, Cafer Baba'nın eşi için kaleme aldığı dizelerdendir. Aynı zamanda kendisi, değerli ozan Nesimi Çimen'in ilk eşi olan Dilber Ana'nın da babasıdır. Bu küçük notlar eşliğinde, Cafer Gango Dede'yi aşağıdaki anlamlı dizeleriyle bir kez daha saygıyla anıyoruz:


Cafer kuru laflar durmaz söylersin
Katreyi geçmeden umman boylarsın
Elin ayıbını görüp neylersin
Halbuki her halin noksandır noksan

01 Eylül, 2025

Hamdi Gardaş Kimdir?

 


Asıl adı Hamdi Şahin olan Hamdi Gardaş, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Çorum’un Turgut köyünde 1940 yılında dünyaya geldi. Köyde okul olmadığı için eğitim alamasa da, öğrenme arzusu çocuk yaşta içini sarmıştı. İlk okuma yazma deneyimini, ilkokul mezunu üvey annesinin kırık aynaya harfler çizerek verdiği derslerle yaşadı.

1951’de ailesiyle birlikte Çorum merkeze göçtü ve burada terzilik yapmaya başladı. Geçimini sağlarken bir yandan da kendini geliştirmeye çalıştı. Bir ilkokul müfettişinin yönlendirmesiyle felsefe ve ekonomi kitaplarına yöneldi. Okuma tutkusunu, yaşamı boyunca hiç azaltmadı.

Terziliğin yanı sıra, halk arasında sürdürülen muhabbet ortamlarında yetişti ve şiire yöneldi. Toplumcu bir çizgide yazdığı şiirlerinde halkın acılarını, sorunlarını dile getirmekten geri durmadı. Bu duruşu nedeniyle 1980 askeri darbesinde bir süre cezaevine girdi. Hayatın yüküne uzun süre dirense de, 1987 yılında henüz 47 yaşındayken bedenen aramızdan ayrıldı.

Çorumlu Haydar Öztürk, Hamdi Gardaş’ın birçok şiirini bestelemiş ve albümlerinde de seslendirmiştir. Çorum’un bu iki büyük ozanını saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.


Aziz Şimşek (Aşık Yetimi) Kimdir?

 


1945 yılında Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyünde dünyaya gelen Aziz Şimşek, müzikle çok küçük yaşlarda tanıştı. İlk ve orta öğrenimini Elbistan’da tamamladıktan sonra, gençliğinde bağlama ve sözlü halk edebiyatına olan ilgisi giderek derinleşti.

Köy yaşamının içinde yoğrulan sesi ve duygusu, yıllar içinde onu halk müziği sahnesinin özgün isimlerinden biri haline getirdi. “Yetimi” mahlasını alarak çıktığı bu yolculukta, hem derleme hem de kendi yazdığı eserlerle türkü dünyasına önemli katkılar sundu.

Yetimi; süslenmemiş, içten ve halkın sesini taşıyan türküleriyle, zamanın ötesinde bir anlatıcı olmayı başarmıştır. Meluli Baba'nın bu muhteşem eseriyle de ozanımıza sağlık ve sıhhat diliyor, saygılarımızı iletiyoruz!

Zeynel Batar Dede Kimdir?

 


Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Koyungölü köyünde doğan Zeynel Batar Dede, hem dede hem de zakir kimliğiyle Alevi inancının yaşayan temsilcilerindendir.

Babası Veli Dede de aynı şekilde zakirlik ve dedelik yapmış, bölgenin tanınan simalarından olmuştur. Çocukluğundan itibaren sazla büyüyen Zeynel Dede, ömrünü nefesler söylemeye, deyişleri aktarmaya ve yol erkanını sürdürmeye adamıştır. Kendine özgü bağlama çalma tekniğiyle usta malı deyişleri gelecek nesillere taşımaya devam etmektedir.

73 yaşını aşmasına rağmen hala cemlerde zakirlik yapan, gençlere nefesler öğreten, taş ustalığından arıcılığa kadar birçok alanda üretmeye devam eden Zeynel Dede; yalnızca bir gelenek köprüsü değil, aynı zamanda kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan bir emanetçidir. Onun sazındaki tını, sadece bir müzik değil; Aleviliğin inanç, aşk ve direnişle yoğrulmuş sesidir.

Bir dost sohbetinde şu sözleriyle de yolun özünü dile getirir: “Dede olmak yer kapmak değildir. Dede olmak zengin olmak değildir. Dede olmak fakir olmaktır. Bizim sülale nefsine tapmamıştır. Bizim hiçbir şeyimiz yoktur. Allah’a şükür harman vurup savuruyoruz.”

Engin gönlü ve mütevazı yaşamıyla, kültürümüzün değerli taşıyıcısı olan Zeynel Batar Dedemize saygı ve selamlarımızı iletiyoruz. Var olsun!


Fotoğraf Kaynak: Saz - The Key of Trust Youtube Kanalı 

18 Ocak, 2025

Aşık Fatma Oflaz (Aşık Derdimend) Kimdir?

 


Aşık Fatma Oflaz (Derdimend)

1895 yılında Sivas’ın Kangal ilçesinde dünyaya geldi. Babasının adı Ali, annesinin adı Zeynep’tir. Babasının sağlığında hali vakti yerinde olan Fatma Oflaz’ın evlilik sonrasında zor bir yaşam mücadelesi oldu. 15 yaşında evlendirildi. İlk eşi, evliliklerinden yedi yıl sonra hayatını kaybetti. Ağlamaktan sol gözünü, kimsesizlikten de elindekini, avucundakini kaybetti.

Oldukça çileli bir yaşama sahip olan Derdimend Ana, okuma yazma bilmese de şiirleri irticalen söylemiş ve çevresindekilere not ettirmiştir. İrticalen söyleme sanatında tekrarlamalar ve kafiye bozukluğu gibi öne çıkabilecek alışkanlıklardan uzak, güçlü bir söylem ve anlatıma sahip dizeler dile getirmiştir. Şiirlerinde de mahlas olarak Derdimend’i kullanmıştır. 1980 yılında da bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Dinleyin ağalar hasbihalimi
Eserim şay’oldu her bir diyare
Bir noksansız imla manalı kelam
Aşkım mahrem değil hep aşikare

Deryayı ummana dalmayan bilmez
Pir elinden bade almayan bilmez
Simya definesin bulmayan bilmez
Özbirle yüz tutup perverdigare

Sinnim hemen hemen kemali buldu
Korkarım defterde çilemiz doldu
Zeka her cephede nişantaş oldu
Yine kavuşmadık bir bahtiyare

Derdimend’im yarelerim açmayım
Bundan artık müşkül hale düşmeyim
Muhannetin köprüsünden geçmeyim
Ne minnetim yare ne de ağyare

Fotoğraf; 30 Ekim 1964 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Sivas Halk Şairleri Bayramı’nda çekilmiş bir karedir. İbrahim Aslanoğlu ile Derdimend Ana’yı, etkinlikle bir arada görmekteyiz.

18 Şubat, 2023

Aşık Meçhuli'nin Kendi Anlatımından

 


Bizim Aşık Meçhuli'nin bir tek dostu vardı, oda ömür boyu nefes nefese yaşadığı yalnızlık ve yoksulluk. Bu aşıkların kaderi midir nedir bilmem ama bildiğim tek şey yaşadıklarım ve yaşananların şiirlerime yansımasıdır. Özetle anlatmaya çalıştığım hayat hikayem bundan ibarettir. Gerisi okuma zahmetinde bulunduğunuz eserlerimden mevcuttur. Bağışlasınlar beni şunuda demeden edemeyeceğim. İlk İsmail İpek'ten başlayarak türkü ve nefeslerimi o güzel sesi ve güzel yorumları ile dilden dile yayan sanatçı dostlarıma teşekkür etmeyi bir insani borç olarak bildiğimi bilmelerini isterim, nefeslerine sağlık olsun. Her ne kadar hiç birinde maddi destek alamadıysam da manevi katkıları beni mutlu kılıyor, bu da bana yetiyor.

Aşık Meçhuli'nin kendi anlatımından.

Fotoğraf: Veysel Kutlu, Meçhuli Baba, Ozan Efkari - 1994 Nantes

YAZI ARŞİV