03 Ocak, 2026

Cura Ustası, Bir Devrin Vicdanı Nesimi Çimen Kimdir?

 



Nesimi Çimen: Hayatı, Sanatı ve Eserleri

Nesimi Çimen, (d. 1931, Adana - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk halk ozanı ve cura ustasıdır. Geleneksel Alevi-Bektaşi deyişlerini kendine has yorumlama tekniği ve curayı icra ediş biçimiyle tanınan Çimen, Türk Halk Müziği’nin önemli temsilcileri arasında yer almaktadır.

Nesimi Çimen, 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmiştir. Aslen Tunceli kökenli bir ailenin ferdidir. Ailesi, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrasındaki iskan politikaları ve bölgedeki sosyal hareketlilik nedeniyle önce Kayseri’nin Sarız ilçesine yerleşmiş, ardından Adana’ya göç etmiştir.

Çimen, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle düzenli bir eğitim hayatı sürdürememiştir. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız ilçesine dönmüş ve burada Dilber Çimen ile evlenmiştir. Bu evlilikten, ileride kendisi gibi müzisyen olacak olan Mazlum Çimen dünyaya gelmiştir.

Nesimi Çimen, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla daha sonra İstanbul’a göç etmiştir. İlk dönemlerde İstanbul’da gecekondulaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşamış, çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışmıştır. Özellikle bir mozaik fabrikasında çalıştığı yıllarda, edebiyatçı Yaşar Kemal ile tanışması hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. Yaşar Kemal’in desteğiyle sanat çevresinde tanınmaya başlamış ve müziğini daha geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuştur.

Nesimi Çimen’in müzikal kimliğindeki en belirgin özellik, kullandığı enstrüman olan curadır. Bağlamanın en küçük ailesinden olan curayı, geleneksel diz üstü çalma tekniğinin aksine, göğsüne yaslayarak çalmasıyla bilinmektedir. Bu teknik, onun karakteristik icra üslubunu oluşturmuştur.

Repertuvarı ağırlıklı olarak Alevi-Bektaşi geleneğine ait nefesler, deyişler ve semahlardan oluşmaktadır. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi usta aşıkların eserlerini derlemiş ve seslendirmiştir. Ayrıca kendi yazdığı şiirleri de bestelemiştir.

1960'lı yılların sonundan itibaren Türkiye genelinde ve Avrupa’da düzenlenen çeşitli konser ve festivallere katılmıştır. İsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde albümler yapmış, Türk halk müziğinin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağlamıştır.

Nesimi Çimen, 1 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak üzere şehre gitmiştir. 2 Temmuz 1993 günü, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen olaylarda (Sivas Katliamı), otelde bulunan diğer 32 yazar, ozan ve aydınla birlikte bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Cenazesi İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

18 Ocak, 2025

Nesimi Çimen: 9 Ay Sigortalı Çalıştım

 


Dokuz ay sigortalı çalıştım. Onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. 1962’de Kadirli’den İstanbul’a gelip Yaşar Kemal’e gittim. İş bulmamda yardımcı olmasını istedim. O da Behçet Kemal Çağlar’ı araya koydu. “Ben arada olursam iş vermezler. İyisi mi kıramayacakları birisini bulalım.” diye Behçet Kemal Çağlar’ı bulduk.

Nesimi Çimen

Metin Turan’ın Nesimi Çimen ile gerçekleştirdiği söyleşisinden kısa bir anlatım.

Bu söyleşi aynı zamanda 1993 Haziran’ın son günlerinde, Sivas’a gitme hazırlığında olan ozanımız ile akşam vakti Ankara’da Kardelen Restoran’da gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraftakiler soldan sağa: Ozan Muharrem Yazıcıoğlu, Nesimi Çimen, Selahattin Uslu
Ayaktakiler: Musa Seyirci, Rıza Hasgül

Derviş Kemal: Adamlar Langır Langır Çalıyorlar

 


“Bir gün üç tane ozan var; Aşık Nesimi, Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, adamlar langır langır söylüyor şimdi bana sen de çal söyle dediler benimkisi ama keman dedim. Olsun dediler. Ben de aldım onu boynuma bir rahle yaptım hemen koydum şiirleri üç tane işte zaten orada üç tane söyleyeceğim.

Erenler dedim özellikle Nesimi’ye, sizin yanınızda bir şey okumak bizim haddimize değil utanıyorum dedim. Hepiniz kafadan bir şeyler söylüyorsunuz Nesimi ne dedi biliyor musun? Derviş baba dedi en iyisini sen yapıyorsun, neden? Bizim bazen bant kopuyor sen farkındasın bunun.

Derviş Kemal’in anlatımından.

Sivas Katliamı Öncesinde Nesimi Çimen

 


Nesimi Baba’nın, Sivas’ta ki etkinliklere davet edilmesinden hemen sonra eşi Makbule Çimen bir rüya görür ve rüyayı Nesimi Baba’ya anlatır.

Rüyada bir dede, ozanın evine konuk olur ve eşine; “Nesimi beni bırakıp gitmesin” diye ısrar eder. Eşi Makbule Hanım’dan da bunu Nesimi Çimen’e söylemesini ister. Makbule Hanım’da, dedeye: ”Nesimi söz verdimi sözünden caymaz, bunu O’na sen söyle” der. Sabah da gördüklerini kendisi Nesimi Baba’ya anlatır.

Nesimi Baba’nın rüyayı dinledikten sonra “Allah hayra yorsun” dediği ve bir süre derin düşüncelere dalarak, bir şeyleri hissetiğini de eşi Makbule Çimen’in anlatımından sizlere aktaralım istedik.

Fotoğraf: Nesimi Çimen ve eşi Makbule Çimen

İnsanlık Davasına İnançlı Ozan: Nesimi Çimen

 


Saza on üç on dört yaşlarında başladım. Curam, Anadolu'da mevcut en ilkel sazdır. 1961'de ilk defa sahnede çalmaya başladım. 1968'e kadar Pir Sultan, Hatayi, Kaygusuz gibi ustaların taşlarını mümkün olduğu kadar yerlerine koymaya çalıştım. Şimdi kendim yazıp kendim okuyorum. İnsanlık davasına inanmış ve bu yola baş koymuşumdur.

Nesimi Çimen

Fotoğraf: Çerkez Karadağ

Sivas Madımak Otelinde Yaşananlardan Kısa Bir Kesit

 



Yangın başladı, bir süre sonra elektrikler gitti, her taraf kapkaranlık oldu. Her tarafı duman kaplamıştı.

El ele tutuşun, merdivenlerden aşağıya inelim’ diye bağırıyorlardı ve biz de öyle yaptık. Rahmetli Nesimi kafamı alıp kendi göğsüne koydu, ‘Makbule nefes alma, nefes almadan gidelim’ dedi. Nesimi elimden tutmuş, üzerime kapanırcasına, yüzümü göğsüne koymuş bir şekilde merdivenleri indiğimizi hatırlıyorum. Duman, nereye gittiğimizi görmüyoruz, dışarıda bağırış çağırışlar var. Zemin katına inmişiz ve ben yere yüzüstü düştüğüm için sırtım komple yanıyor. Ben bundan sonra hiçbir şey hatırlamıyorum.”

Nesimi Çimen’in eşi, Makbule Çimen’in Sivas Katliamı’nda yaşadıklarının anlatımından.

17 Nisan, 2022

Nesimi Çimen Yaşamına Neden Avrupa'da Devam Etmemişti?

 


Nesimi Çimen Yaşamına Neden Avrupa'da Devam Etmemişti?

Rahmetli Behçet Kemal Çağlar’ın evine gittik, oturduk, çaldık, çağırdık. Behçet Kemal Çağlar, ordan iş ve işçi bulma kurumunun müdürüne telefon etti Tophane’ye. Anlattı durumu. Yaşar Kemal’le müdürün yanına gittik, İş İşçi Bulma Kurumu’na. Müdür bize çay kahve ısmarladı, katip çağırdı. Orda benim evraklarımı doldurdular, beni muayeneye soktular. Bende bronşit var, nefes darlığı var, hala da var. “Sen gidemezsin Almanya’ya,” dedi Alman doktoru. Bir Alevi, yollama şefi vardı. Neyse biz ayarladık gelecektik biz Almanya’ya, Sirkeci’de yatıyorduk. Sonra hanıma mektup yazdım, gidiyorum Almanya’ya, diye. Hanımdan bir mektup geldi. Mektubun bir yerine bir mim koymuş yani kadına baktım bir ”amma” koymuş mektuba, okudum ”amma”yı evirdim çevirdim muammayı çözdüm. Hanım istemiyordu ben Avrupa'ya gideyim. Hanım razı olmadığı için ben Avrupa’ya gelemedim. Evrakları da yırttım mektubu da yırttım, attım hepsini. 61’de Avrupa’ya gelmedim.


Nesimi Çimen

Söyleşi Kaynak: Abdullah Gürgün

Nesimi Çimen Yazmış Olduğu Türküsünün Hikayesini Anlatıyor

 

Nesimi Çimen Yazmış Olduğu Türküsünün Hikayesini Anlatıyor

1989 yılında Almanya’nın Recklinghausen kentinde gerçekleştirilen bir etkinlikte sahne alan Nesmi Çimen’i izliyoruz. Nesimi Baba esere başlamadan önce söyleyeceği türkünün hikayesinden de bahsediyor. Hikayenin baş rolünde yer alan milletvekili olan Hamido hakkında kısa da olsa biraz bilgi verelim.

                            

Türküde adı geçen Hamido isimli milletvekilinin asıl ismi Hamit Fendioğlu’dur. 1919 Malatya doğumlu olan Hamido, Demokrat Parti’yi destekleği için bir dönem sürgüne gönderilir ve hapis cezasına çarptırılır. 1965 yılında Süleyman Demirel’in isteği üzerine Adalet Partisi’nden Malatya milletvekili seçilir. Milletvekilliği döneminde meclisteki kabadayılığı ve karıştığı kavgaları nedeniyle adından sıkça söz ettirir. Partisinin de bu durumdan rahatsız olması nedeniyle Adalet Partisi’nden ihraç edilir. 1977 yılında ise bağımsız girdiği seçimi, Malatya Belediye Başkanı olarak kazanır. Yaklaşık dört aylık belediye başkanı iken, evine postayla gönderilmiş bombalı paketi açması neticesinde, gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybetmiştir.

Hamido’nun ölümü, Cumhuriyet tarihinin ilk faili meçhul cinayeti olarak adlandırılmaktadır. Yaşamını kaybetmeden önce CHP’ye yakınlık duyduğu ve Bülent Ecevit ile görüşmeler yapmak istediği de bilinmektedir. Hamido’nun ölümünden sonra Malatya’da gerçekleştirilen ve birçok Alevi vatandaşın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Malatya Katliamı’da yine bilinmezleriyle dolu bir katliam olarak tarihte yerini almıştır.

Video Kaynak: Ulaş Baykal Tunç


21 Eylül, 2019

Nesimi Çimen: Gidelim Dostlar, Gidelim De Sıramızı Savalım


Halk oyuncuları tarafından 23 Ağustos 1969 Cumartesi günü Tunceli’de Pir Sultan Abdal oyunu oynanacaktır. Kentte olaylar çıkabileceği gerekçesi ile valilik oyunu yasaklar ve oyuncular gözaltına alınır. Sonrasında tüm oyunculara gözaltında işkence yapılır. Umur Bugay’ın Oğlum Adam Olacak Kitabındaki anlatımından:

O sırada polis yine geldi. İçeriyi fenerle kolaçan ederek “O Kayserili şair nerede ulan?” diye bağırdı. “Zulüm mulüm diye bir şeyler okuyordu. Gelsin buraya!” Nesimi yerinden kalktı. “Gidelim dostlar dedi, gidelim de sıramızı savalım.” Dışarıya çıkar çıkmaz üstüne çullandılar. Onu götürdükleri gibi kıçına tekme, ensesine yumruk, kan revan içinde getirdiler.

Bu paylaştığımız fotoğrafta Cumhuriyet Gazetesi’nin 09.09.1969 tarihli yapmış olduğu haberden bir karedir.

Soldan sağa: Ayberk Çölok, Aşık Nesimi Çimen, Tuncer Necmioğlu ve Yüksel Topçugürler. Ayrıca Ayberk Çölok ve Tuncer Necmioğlu polisler tarafından yolunan bıyıklarını tıraş ederek bu karede poz vermişlerdir.

Aşık Daimi ve Nesimi Çimen'in Başına Gelenler


1974 yılı olmalı. Ecevit’in kısa koalisyon iktidar dönemi yeni başlamıştı. 12 Mart askeri darbesinin karanlığı henüz tam dağılmamıştı, ama gene de ufukta puslu bir aydınlıktan söz etmek mümkündü.

Ünlü “Balyoz Harekatı” sırasında susturulmuş, ezilmiş genç topluluklar yeniden bir araya geliyor, forumlar, toplantılar ve konserlerle seslerini duyurmaya çalışıyorlardı.

Şair arkadaşım Süreyya Berfe ile birlikte bu konserlerin en kalabalık olanlarından birindeydik. Spor ve Sergi Sarayı’nda. Tribünlerde aşağı yukarı altı yedi bin kişi vardı. Hemen hepsi genç. Ortalıkta parkalı, Che Guevara tavırlı, botlu ve kollarında kırmızı görevli pazubentleri taşıyan sert görünüşlü delikanlılar dolaşıyordu. Sloganlar, sol yumruklar vs.

Bu, bir halk ozanları konseriydi. İçeri girerken bir tanıdık yüzle karşılaşmıştık. Elinde kılıf içinde küçük curası, uzun Alevi bıyıkları, gülen gözleriyle o gösterişsiz Orta Anadolu adamı: Aşık Nesimi. Yanında duran ve elinde gene bir saz taşıyan kişiyi bizimle tanıştırmıştı: “Aşık Daimi. O böyle yerlere pek gelmez. Ama kırmadı beni geldi...” demişti.

Tüm yaşamları halkın en yoksul kesimleri içinde geçmiş, yüzlerce yıllık bir müzik damarının ve halkın Pir Sultanlara uzanan başkaldırı geleneğinin iki canlı temsilcisi olarak yaşamış bu iki sanatçı çevrelerine biraz sempati, biraz da yadırgama duygusu ile bakıyorlardı.


Az sonra sunucu Aşık Nesimi’yi ve Daimi’yi haber verdi. Ötekilerle oranlanmayacak cılız bir alkış ve ‘Kim bunlar?’ gibilerinden mırıltılar. Oysa neredeyse o gençlerin yaşı kadar yıl özgürlük mücadelesine katılmış, baskıların, zulmün her türlüsünden geçmiş, küçük curasıyla inanılmaz bir direnç destanı yaratmış Nesimi’nin adı duyulunca herkesin saygıyla ayağa kalkacağını sanmıştım. Hiç öyle olmadı. Daimi ve Nesimi iki derviş gibi bağdaş kurdular, Pir Sultan sesiyle halkın hiç sönmeyen başkaldırı ateşine iki kırık dal atmaya durdular.

Ama bir süre sonra topluluk, ajitasyon isteklerine yeterince cevap veremeyen bu iki sanatçıdan büsbütün uzaklaştı. Homurdanmalar başladı. Süreyya ve ben çevremizdekileri uyarmak istedik. Ama biraz daha üstlerine gidersek kavga çıkacağı açıktı. Sustuk.


Nesimi Çimen tüm protestolara rağmen istifini bozmadı. Homurdanmalar yuhlara dönüşmeye başlarken birden inanılmaz bir şey yaptı. Ayağa kalktı. Daimi'yi dostça susturdu. Elinde curasıyla sunucu mikrofonuna geldi. "Dostlar" dedi, " Şimdi bir dakika susun. Ve halkın sesini dinleyin." Bir anlık bir suskunluk oldu. Nesimi Çimen küçük curasıyla ne yazık ki buraya tamamını alamayacağım o ünlü taşlamasını söylemeye başladı:

"Kolay mı gerçeği görmek
Dost bağında güller dermek
Orda kalsın değer vermek
Yeter ucuza satmasın


Sonu gelmez bu virdimin
Dermanı yoktur derdimin
Gerekmez ilaç yardımın
Yeter yakamdan tutmasın

Nesimi der vay başıma
Kanlar karıştı yaşıma
Yağın gerekmez aşıma
Yeter zehirin katmasın"

Sonra aldı arkadaşını ve gitti.

1991 yılı Onat Kutlar’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmış olduğu köşe yazısından bir anı.

20 Eylül, 2019

Nesimi Çimen, Yaşar Kemal'le Nasıl Tanıştığını Anlatıyor


Nesimi Baba, aşıklığa nasıl başladığını ve Yaşar Kemal'le nasıl tanıştığını bir söyleşi'de şöyle anlatmış;

Aşıklığa başlaman nasıl oldu?

-61’de, Yaşar Kemal Kadirli’ye gelmişti, hanımı Hilda’yla beraber. Onunla tanıştım orada. Hani işçiler gidiyordu ya Almanya’ya 60’ta falan. Mali durumum kötüydü. Dedim ki, ”Ya, beni Almanya’ya gönderebilir misiniz işçi olarak, İstanbul’a gelsem?”

Yaşar Kemal neden gelmişti oraya?

Gezmeye gelmişti Kadirli’ye. Yaşar Kemal oralıdır. Doğum yeri Kadirli onun. Amcaları var, akrabaları var, Şafi Kürtler. Yaşar Kemal oraya gelmiş. Bizim Alevilerden bir kadın var, Koyuncu Zeynep… Belli bir kadın. Durumu iyi, maddi durumu iyi, varlıklı bir kadın. Yaşar, zaten daha sosyalizmin, devrimciliğin daha başlangıcında akrabaları dövecekti onu Komünist oldu diye. Onu Aleviler kurtarmıştı. Yaşar Kemal’i koruyan, muhafaza eden Alevilerdir. Onun için Yaşar Kemal, Koyuncu Zeynep kadının misafir olmuş. İri yarı varlıklı bir kadındır Zeynep kadın. Yemek falan hazırlamış davet etmiş Yaşar Kemal’i. Yaşar demiş ki ”yahu Zeynep hala burada hiç iyi saz çalan yok mu?” demiş ”bir dede davet edelim saz çalsın” demiş. Bilirsin, o sever öyle şeyleri. ”Valla dede mede bilmem, ama bizim bir dedemiz var ama dedelik yapmıyor. Kalaycıdır kendisi ama aslında dededir, güzel cura çalar. Onun da başı kalabalık. Misafiri çok olur onun, ben kalkayım gideyim eğer bırakırlarsa, misafiri yoksa alır gelirim. Ama onun misafiri çok olur” demiş, ''Bir gidiyim'' demiş kadıncağız.

Bizde de hakikaten çok adamlar vardı 15-20 kişi, oda dolu oturuyorduk. Kapı açıldı. Baktık Zeynep kadın. Uzun boylu bir kadın Koyuncu Zeynep,
- Selamünaleyküm
- Aleyküm selam….
- Buyur, dedik….
- Buyurmayacam…
- Benim sizden bir ricam var dedi cemiyete, ”benim kıymetli bir misafirim var” dedi, ”Yaşar Kemal” dedi, ”O benden bir saz çalan istedi. Ben de başka bir kimseyi düşünemedim Nesimi Baba’ya geldim” dedi. ”eğer mümkün ise hepiniz buyurun bize gidelim, yok gelmiyorsanız Nesimi Baba’yı bana verin, vermiyorsanız da siz bilirsiniz.” dedi kadıncağız. Cemiyet dağıldı. Biz gittik Yaşar’ın yanına. Orda, gittik çaldık, çağırdık, öyle tanıştık yani.

Nesimi Çimen: Çalışıyordum, Kalaycıydım, Sanatkardım


Benim amcam bundan 70 sene evvel bir Ermeni’nin yanında çalışmış sanat öğrenmiş. Kalaycılığı, bakırcılığı ben amcamdan öğrendim. Çok alim adamdı. Bizim aslımız Dede. Dede bilirsin işte, din adamı, din müessesesi ama biz onu yapmadık. Kesinlikle Alevicilik yapmadık. Alevliği kullanmadık. Biz onu yapmadık, yapmam da... Amcamın bana verdiği ilk nasihat oydu zaten. Çok aydın insandı, bilgiliydi. Dede olmasına rağmen, yaşlı haliyle, ak sakalıyla çalışırdı.

Ben 14 yaşındayken bana ”Oğlum” dedi, ”Sen beni dinlersen, insanın gönlü başkasının elinde olmamalı. Dedelik yapayım, el öptüreyim, elimi öpsünler, pirlik yapayım, lokma versinler diye düşünme. Çalış, kazan, alnının teriyle. Sen herkese yardım et, kimseden yardım bekleme” dedi. O adamın sözü hiç aklımdan çıkmadı. Çalışıyordum, kalaycıydım, sanatkardım. 61’de bıraktım.''

Nesimi Çimen

Cezo Gardaş



Cezo Gardaş; Kars’ın bir köyünde yaşayan ve ağa olan babasının dayağı sonucu kısmi felç geçirerek aklını yitiren bir çocuk. Bölge halkı tarafından çok sevilen önemsenen Cezo Gardaş, yaşamının kalan kısmını dilenerek geçirir. 1970’li yıllardır. Bir gün et satan köy bakkalından et ister, fakat bakkal tarafından herkesin içerisinde dışlanarak göğsünden iteklenir. Cezo’nun zoruna gider ve meydanda öylece kalakalır. Bunu gören köyün Hıdır öğretmeni evinden fotoğraf makinasını alır ve bu kareyi çeker. Sonrasında fotoğrafı Ankara’da yaşayan amcasının oğlu Aşık Dündar’a postalar. Aşık Dündar Halk Ozanları Kültür Derneği’ne gider. Dernekte bulunan ozanlar fotoğrafı inceler ve bu fotoğrafın afiş olarak bastırılmasına karar verir. Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Feyzullah Çınar, Muhlis Akarsu ve dernek başkanı Müslüm Dalkılıç’tan oluşan heyet Samanpazarından Ulus’a doğru yürümeye başlar. Güvercin Sokaktaki Aşık Ali Gürbüz’ün sahip olduğu Aşıklar Matbaası’na giderler ve afişi yaptırırlar. Sonrasında Aşık Dündar’ın Cezo Gardaş’a yazmış olduğu şiir ile birlikte bu afiş Türkiye’nin bir çok yerinde popüler hale gelir ve duvarlarda yerini alır. Bu fotoğrafın öyküsü de bu şekildedir. Biz bu fotoğrafı Aşık Dündar’ın eşi Songül Dündar’ın Cezo Gardaş adına yazmış olduğu kitaptan aldık.

Nesimi Çimen'in Eşi Makbule Çimen Anlatıyor


Yangın başladı, bir süre sonra elektrikler gitti, her taraf kapkaranlık oldu. Her tarafı duman kaplamıştı. “El ele tutuşun, merdivenlerden aşağıya inelim” diye bağırıyorlardı ve biz de öyle yaptık. Rahmetli Nesimi kafamı alıp kendi göğsüne koydu, ‘Makbule nefes alma, nefes almadan gidelim’ dedi. Nesimi elimden tutmuş, üzerime kapanırcasına, yüzümü göğsüne koymuş bir şekilde merdivenleri indiğimizi hatırlıyorum. Duman, nereye gittiğimizi görmüyoruz, dışarıda bağırış çağırışlar var. Zemin katına inmişiz ve ben yere yüzüstü düştüğüm için sırtım komple yanıyor. Ben bundan sonra hiçbir şey hatırlamıyorum.”
• Makbule Çimen Madımak Oteli yangınında yaşananlardan bahsediyor.

YAZI ARŞİV