Ali Ekber Çiçek’in 1980’li yıllardaki bir gazete röportajından sizin için derlediklerimiz:
"Evlerinde bulaşık, çamaşır yıkarken halk müziği mırıldanan hanımlar, Hilton'a veya başka yere gidince, klasik müzik tutkunu olup çıkıyor."
"Bu saz bize öyle şeyler öğretiyor ki… Hiç kimseyi rahatsız etmemeyi, hakkı olmayana gönül vermemeyi… İnsana, tabiata önem vermeyi öğreniyoruz. İşte, bunlara önem vere vere de, maddeyi bir tarafa atarız. Bizler, yıllar geçtikçe daha mütevazı, karşısındaki insanın derdini bir bakışta anlayabilecek nitelikte insanlarız.”
"Arap değiliz, Yunanlı değiliz, Türküz ve Türk
müziğini icra etmeliyiz."
"Hep benim parçalarımı okuyorlar, plak yapıyorlar. Biz onları ne çileler çekerek derleyip getirdik. Sofraya koyuyoruz. Biz daha bir kaşık almadan bakıyoruz ki, tencerenin dibi gözükmüş. Hep biz bu halka verdik. Hiçbir şey alamadık. Ama, ben şahsen huzurluyum. Devamlı suçu da kendimde ararım. Hani bir atasözümüz vardır: ‘Ayağın taşa değerse, kalbini yokla’ derler. Dertlerin başka türlü tedavisi de yoktur…”
Bütün ev işlerini yapmaya çalışıyorum. Bazı yemekleri yapmayı artık öğrendim. Örneğin, en iyi yaptığım yemeklerden biri orman kebabı… Her şeyin güzel olmasını isterim. Erkeğin ev işi yapması biraz ters gibi geliyor ama, ben eskiden beri severim. Bir şeyler yapmak istiyorum. Biraz da iş başa gelince öğrenmeye başladım. Günler beyhude geçiyor. Ama hep iyi olmasını düşündüğüm için beni mutlu ediyor. Yalnızlık iyi bir şey değil."


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder