18 Ocak, 2025

Nesimi Çimen: 9 Ay Sigortalı Çalıştım

 


Dokuz ay sigortalı çalıştım. Onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. 1962’de Kadirli’den İstanbul’a gelip Yaşar Kemal’e gittim. İş bulmamda yardımcı olmasını istedim. O da Behçet Kemal Çağlar’ı araya koydu. “Ben arada olursam iş vermezler. İyisi mi kıramayacakları birisini bulalım.” diye Behçet Kemal Çağlar’ı bulduk.

Nesimi Çimen

Metin Turan’ın Nesimi Çimen ile gerçekleştirdiği söyleşisinden kısa bir anlatım.

Bu söyleşi aynı zamanda 1993 Haziran’ın son günlerinde, Sivas’a gitme hazırlığında olan ozanımız ile akşam vakti Ankara’da Kardelen Restoran’da gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraftakiler soldan sağa: Ozan Muharrem Yazıcıoğlu, Nesimi Çimen, Selahattin Uslu
Ayaktakiler: Musa Seyirci, Rıza Hasgül

Asaf Koçak Ölümsüzdür

 


2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı’nda bedenen aramızdan ayrılan Asaf Koçak’ın Yozgat’ın Yerköy ilçesinde o dönem cenaze erkanına izin verilmediğini, cenaze namazını kıldıracak hocanın bulunamadığını ve günümüze değin mezarının defalarca kez tahrip edildiğini biliyor muydunuz?

Muhlis Akarsu'nun Küçük Kızı Damla Akarsu

 


Bugünün benim için diğer günlerden çok farkı yok çünkü 30 senedir (halen daha) bu akıl almaz katliamın travmasını yaşıyorum. 2 Temmuz dışındaki günlerim ışımıyor ki, bugün özellikle karanlık olsun. 30 senedir beni izleyen ve hiç geçmeyen kederi ben bilirim. Yurtdışına taşınmayı hep istedim, kederimden kurtulabileceğimi sandığım için değil ama hayatımın hiç değilse biraz daha katlanılabilir olabileceğini umduğum için. Artık mutluluğu ummuyorum.

Katliam da kaybettiğimiz Muhibe Akarsu ve Muhlis Akarsu’nun küçük kızları Damla Akarsu’nun kaleminden.

Ahmet Kaya'nın Cemal Süreya ile Olan Söyleşisinden Bir Kesit

 


O zamanlar Abuzer Karakoç’la rekabet halindeydim. En uçta, zirvede olan oydu. Türkiye koşullarında Zülfü vardı, ama star değildi. Zülfü yurtdışında yaşayan bir adamdı. Türkiye’de Abuzer vardı. Cem vardı. Ben kendi ilişkilerim içinde Abuzer’le rekabet ediyorum. Ondan daha iyi çalmalıyım, daha iyi şeyler yapmalıyım diye.

Derken 1977 yılında askere gittim. Askere gitmekle birlikte bende ideolojik anlamda köklü değişiklikler başladı. 2 Eylül 1977, gecekondu mahallesinde çalışmalar, daha önce Van depremi, o yoğun gidiş gelişler... Kasım 77’de askerdeydim.

1984’te Hasan Hüseyin Demirel’le bir mangal başı muhabbetinde Ahmet Kaya olmaya karar verdik. Olay böyle yani.

Ahmet Kaya’nın Cemal Süreya ile 1989 yılındaki söyleşisinden bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Stüdyo Celal

Çile ve Mücadele İçinde Feyzullah Çınar

 


Divriği’ye bir konser vermiştik. Konserden sonra Feyzullah Çınar, Mustafa Pınar ve benim hakkımda gıyabi tutuklama kararı verilmişti. Ozan Mehmet Ali Karababa gece bizi bir ciple Cürek’e götürdü. Cürek demir madeninin çıktığı bir yerdi. Cürek’te kalabalık toplanmıştı bir konser de orada verdik. Bir gün orada kaldık. Feyzullah’ın köyü oraya yakındı, köyüne gitti. Bende Mustafa Pınar ile beraber gece trene binerek Ankara’ya geldik.

Divriği Erzincan’a bağlı olduğu için celp kararı geldi. Devlet Güvenlik Mahkemesine gitmek için otobüse bindim Erzincan’a gittim. Bir başka otobüsle Feyzullah Çınar da gelmişti. Beraber mahkemeye gittik. Mahkemede hakkımızda birçok iddialara yer verilmişti. Ama ifademizi aldıktan sonra bizi serbest bıraktılar. Yolda yürürken güldüm. Feyzullah halimize mi gülüyorsun? Dedi. Ona niye güldüğümü köyden bir hikayeyle anlattım. Bu sazla hükümeti devirmeye teşebbüsten, devleti tahkirden, Amerikan üslerine kadar, anlamadığım birçok kelimede vardı. Feyzullah’a ‘Biz neymişiz diye güldüm’ dedim.

Aşık İsmail İpek’in kendi anlatımından.

Fotoğraf: 1971 - Feyzullah Çınar

Fotoğraf Kaynak: Paşa Yalçın ve H. Cem Çınar

Derviş Kemal: Adamlar Langır Langır Çalıyorlar

 


“Bir gün üç tane ozan var; Aşık Nesimi, Feyzullah Çınar, Aşık Daimi, adamlar langır langır söylüyor şimdi bana sen de çal söyle dediler benimkisi ama keman dedim. Olsun dediler. Ben de aldım onu boynuma bir rahle yaptım hemen koydum şiirleri üç tane işte zaten orada üç tane söyleyeceğim.

Erenler dedim özellikle Nesimi’ye, sizin yanınızda bir şey okumak bizim haddimize değil utanıyorum dedim. Hepiniz kafadan bir şeyler söylüyorsunuz Nesimi ne dedi biliyor musun? Derviş baba dedi en iyisini sen yapıyorsun, neden? Bizim bazen bant kopuyor sen farkındasın bunun.

Derviş Kemal’in anlatımından.

Feyzullah Çınar Ölmedi

 


Feyzullah Çınar ölmedi, Feyzullah Çınar gerginliğinden öldü. Siz Paris’te kürsüsü olan bir müzisyeni alıyorsunuz, burada sokak çöpçüsü olarak işe sokuyorsunuz. Adamı kıskıvrak yakalayıp ekmeksiz, susuz bırakıyorsunuz, baskı, baskı, baskı izolasyon ve Feyzullah Çınar ölüyor. Feyzullah Çınar bizim geleneğimizin en büyük ozanıydı.

Hüseyin Karababa

Kul Ahmet

 


Ben önce dünya milletlerinin birlik ve barış içinde yaşamalarını isterim. Başka insanların dinine, diline, mezhebine, ırkına, rengine, inanç ve düşüncelerine, örf ve adetlerine saygı duyarım. Gene müsaade buyurursanız, ben nasıl bir dünya istiyorum, bir şiir ile söyleyeyim.

Şu benim gönlüme göre
Ben bir dünya istiyorum
Karışmayan bela şere
Ben bir dünya istiyorum

Terörü yok sağsız solsuz
Kalmasın fariki yolsuz
Jandarmasız karakolsuz
Ben bir dünya istiyorum

İnsanı dertle solmayan
Çalışıp geri kalmayan
Ayrı hududu olmayan
Ben bir dünya istiyorum

Bütün insanı hür olan
Birbirlerine yar olan
Gavur İslamı bir olan
Ben bir dünya istiyorum

Kul Ahmet’im hoş riyasız
Yaşayalım hep silahsız
Savaş olmayan davasız
Ben bir dünya istiyorum

Kul Ahmet

Hayrettin İvgin’in Kul Ahmet ile yapmış olduğu söyleşiden bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Plakçı Salih

Aşık Veysel'in Son Günleri

 


1973’e girerken Veysel’in kanser olduğu anlaşılmıştı. Ankara’da yattığı hastane ziyaretçi akınına uğruyordu. Gazeteciler Veysel’in fotoğrafını çekmek, onunla söyleşi de bulunmak için adeta yarışıyorlardı. Kuşkusuz tüm bunlar Veysel’i sıkıyordu. Gönül gözüyle dünyaya bakan Veysel, kimi içtenlikten yoksun durumlardan da rahatsız oluyordu. Doktorların hastanede kalması önerisini reddedip, 1973 Ocak ayının ilk haftası içinde köyüne dönen Veysel, yaşamdan da umudu tümüyle kesiyordu artık. Sivrialan köyü‘ne gidip kendisini ziyaret eden ve söyleşi de bulunan bir gazeteciye Veysel: “Ben artık, kendi kaderine terkedilmiş bir insanım. Bir bina eskiyince çöküntü başlar. İnsanlar dünyada bir iz bırakmalı, arkasından anılmalı.” diyor ve ağlayarak şu şiirini okuyordu:

Şu dünyaya geldim ne oldu karım
Geçirdim günümü gaflet içinde
Geldi güz ayları geçti baharım
Geçirdim günümü gaflet içinde

Ne bir aydın olup ileri gördüm
Ne bir Mecnun olup Leyla’yı sordum
Ne bir doğru yoldan hedefe vardım
Geçirdim günümü gaflet içinde

Gezdim dere tepe niceler gibi
Bulutlu karanlık geceler gibi
Bir gemi deryada bocalar gibi
Geçirdim günümü gaflet içinde

Veysel ne ararsan kendinde ara
Tükenmez varlıklar vermiş kullara
Çalışıp da yaklaşanlar o yere
Geçirdim günümü gaflet içinde

07.01.1973 Yeni Ortam Gazetesi

Bir Değerli Halk Bilimcisi Battal Pehlivan

 


Değerli halk bilimcisi, araştırmacı yazar Battal Pehlivan’ı bedenen aramızdan ayrılışının 30. Yılında, sevgi, saygı ve büyük özlem ile anıyoruz.

Battal Pehlivan, kısacık ömrüne on bir kitap sığdırmış, halk edebiyatı için de sayısız araştırmalarda bulunmuştur. Aynı zamanda Sivas Katliamı’nda da otelden kurtulabilen 35 canımızdan birisidir. Kardeşi İsmail Timur Pehlivan’ın deyimiyle de katliamdan kurtulduğuna hiç sevinmemiştir. Yaşadığı ağır katliamın sonucunda, kaybettiği onlarca dostunun acısına daha fazla dayanamamış, tıpkı Rıfat Ilgaz gibi, 93 Temmuz’a yakın bir tarihte de bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Paylaştığımız görsel Battal Pehlivan’ın cenaze törenine aittir.

Fotoğrafın kaynağı ise kendisi gibi halk bilimcisi olan kardeşi İsmail Timur Pehlivan’dır.

YAZI ARŞİV