Bugün 97 yaşıma girdim. Gerçekle muhabbetim arttı. Aklım da batıl güçler karşısında zerre kadar sarsılmadı! Reşit yaşım bu.
Meluli Baba
Meluli Baba’nın 1989 yılında Musa Kazım Engin ile yapmış olduğu sohbetten.
Çizim: Ali Haydar Ülger
Bugün 97 yaşıma girdim. Gerçekle muhabbetim arttı. Aklım da batıl güçler karşısında zerre kadar sarsılmadı! Reşit yaşım bu.
Meluli Baba
Meluli Baba’nın 1989 yılında Musa Kazım Engin ile yapmış olduğu sohbetten.
Çizim: Ali Haydar Ülger
Doğrusunu söyleyeyim, şimdiye değin bir tek Pir Sultan Abdal olduğunu biliyordum: Hızır Paşa’nın astırdığı büyük halk şairi. Meğerse aynı adı taşıyan altı şair daha varmış! Pir Sultan üstüne çalışmaya başlayınca öğrendim bunu. İbrahim Aslanoğlu’nun kitabında açıkladığına göre, bu şairler bugüne dek bir tek kişi olarak görülmüşler! Oysa, yaşamları, kişilikleri ve şiirleri kadar çağları da değişik şairlermiş bunlar.
Onun için, artık bu şairleri birbirinden ayırmak zorundayız: Pir Sultan, Pir Sultan’ım Haydar, Abdal Pir Sultan, Pir Sultan Abdal (I), Pir Sultan Abdal (II), Pir Sultan Abdal (III), Pir Sultan Abdal (IV), ikinci Pir Sultan…
Acaba, hepimizin bildiği, Sivas’ta aslan ünlü şair bunlardan hangisi? Bunu belirlemek her birini tanımayı gerektiriyor.
Asım Bezirci - Pir Sultan Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Etkisi ve Bütün Şiirleri, kitabından.
Fotoğraf; hayatını da incelediği Pir Sultan Abdal’ın 1993 yılında Sivas’ta gerçekleştirilen anmasına katılan Asım Bezirci, edebiyatçı dostları Behçet Aysan, Metin Altıok ve Uğur Kaynar ile birlikte. Otelin yakılmasına dakikalar kala…
Kimse bizimle ilgilenmiyordu. Aşıklar Derneği kurmamız gerekiyordu. Sebebi de şuydu. Türkiye’de halk ozanları sürekli baskı ve yoksulluk içinde yaşıyorlardı. Tamamen olmasa da bu durumdan kurtulmaları gerekiyordu. Örgütlenmeleri gerekiyordu. Biz gereğini yaptık. Aşıklar Derneği’ni kurduk. Çeşitli yerlerde sesimizi duyurmaya, konserler vermeye çalıştık. Bu çabalarımızda başarılı olduk. Dost Fikret Oytam ve Gazeteciler Sendikası’nın desteğiyle konserler verdik.
Mahzuni Şerif’in kendi anlatımından.
İlkokulu yakındaki köylere giderek okudum. Kışın dahi yırtık çarıkla gider gelirdim. Çalışkanlığım dolayısıyla adaşım öğretmenim beni çok severdi. Üç yılı o köyde okudum. Beşinci sınıfı Tahir nahiyesinde türlü sıkıntılarla okuyup ilkokulu bitirdim. Müziğe, saza meraklıydım. Küçük bir curam vardı çalardım. Et hiç yemezdim. Yedirebilmek için ağaçtan astıklarını hatırlarım. Alışmamıştık. Ufak yaşta işe koşar, çalışırdım. Anam ileri görüşlüydü. Bir ablam ve ben, babamdan hayır görmedik. On yaşında başlayabildiğim ilkokulu 1944’de bitirmiştim. 1945’de babam öldü.
Aşık Muharrem Yazıcıoğlu’nun kendi anlatımından.
Fotoğraf: Muharrem Yazıcıoğlu, oğlu ve eşiyle birlikte.
“Büyük bir gelecek vaat ediyordu, çok geleceği güzeldi, çok hemde. Orada kaldı maalesef. O yıllarda bu kadar şeyleri yapan adam günümüzde hayatta olsaydı herhalde çok güzel şeyler yapacaktı. Sonra okuyuş tarzı dokunaklı ve otantikti.”
Talip Özkan’ın Hasret Gültekin’e dair düşüncesi.
Peki biz, bizden sonrakilere ne bırakacağız? Halk da üretmiyor. Dünyayı görmüyorlar. Ekonomiden haberleri yok. Çağı tanımıyorlar. Dün halk türkülerini kendi yazıyordu. Kendi bağlamalarını yapıyordu. Ama bugün onların isteklerini “mal” olarak sunan sektör oluştu. Artık hiç kimse ağıt yakmıyor, ağlayacaksa eğer, gidiyor, Sabahat Akkiraz’ın albümünü alıyor. Oynayacaksa, Mustafa Kandıralı’nın albümünü alıyor. Bağlamaya ihtiyacı varsa, istediği boyutta alıyor. Bu yüzden artık müziğe kabiliyeti olanlar beste yapmak zorunda.
Yavuz Top
Fotoğraf Kaynak: Bekir Karadeniz - 1990
Yangın başladı, bir süre sonra elektrikler gitti, her taraf kapkaranlık oldu. Her tarafı duman kaplamıştı.
El ele tutuşun, merdivenlerden aşağıya inelim’ diye bağırıyorlardı ve biz de öyle yaptık. Rahmetli Nesimi kafamı alıp kendi göğsüne koydu, ‘Makbule nefes alma, nefes almadan gidelim’ dedi. Nesimi elimden tutmuş, üzerime kapanırcasına, yüzümü göğsüne koymuş bir şekilde merdivenleri indiğimizi hatırlıyorum. Duman, nereye gittiğimizi görmüyoruz, dışarıda bağırış çağırışlar var. Zemin katına inmişiz ve ben yere yüzüstü düştüğüm için sırtım komple yanıyor. Ben bundan sonra hiçbir şey hatırlamıyorum.”
Nesimi Çimen’in eşi, Makbule Çimen’in Sivas Katliamı’nda yaşadıklarının anlatımından.
Aşık İsmail İpek
Saz çalıp deyiş söylemekle Alevi olunmaz. Dedelerimiz hayatları pahasına Aleviliği unutturmamışlar, bugüne getirmişler. Şimdi sıra gençlerimizde. Hakikaten, edep-erkan olmayan yerde ulviyet olmaz. Hakikat kemale erdikten sonra, sırrı hakikate varmaktır. Ölmeden evvel ölmek, Hak ile bir olmak demektir.
Aşık Ali Metin Dede
OZANLAR ODASI
Sosyal Medya
© Ozanlar Odası® | Tescilli Markadır Kaynak Belirterek Sitemizdekileri Paylaşabilirsiniz | Her Hakkı Saklıdır |2025