03 Ocak, 2026

Cura Ustası, Bir Devrin Vicdanı Nesimi Çimen Kimdir?

 



Nesimi Çimen: Hayatı, Sanatı ve Eserleri

Nesimi Çimen, (d. 1931, Adana - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk halk ozanı ve cura ustasıdır. Geleneksel Alevi-Bektaşi deyişlerini kendine has yorumlama tekniği ve curayı icra ediş biçimiyle tanınan Çimen, Türk Halk Müziği’nin önemli temsilcileri arasında yer almaktadır.

Nesimi Çimen, 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde dünyaya gelmiştir. Aslen Tunceli kökenli bir ailenin ferdidir. Ailesi, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrasındaki iskan politikaları ve bölgedeki sosyal hareketlilik nedeniyle önce Kayseri’nin Sarız ilçesine yerleşmiş, ardından Adana’ya göç etmiştir.

Çimen, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle düzenli bir eğitim hayatı sürdürememiştir. Gençlik yıllarında ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız ilçesine dönmüş ve burada Dilber Çimen ile evlenmiştir. Bu evlilikten, ileride kendisi gibi müzisyen olacak olan Mazlum Çimen dünyaya gelmiştir.

Nesimi Çimen, ailesinin geçimini sağlamak amacıyla daha sonra İstanbul’a göç etmiştir. İlk dönemlerde İstanbul’da gecekondulaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşamış, çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışmıştır. Özellikle bir mozaik fabrikasında çalıştığı yıllarda, edebiyatçı Yaşar Kemal ile tanışması hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. Yaşar Kemal’in desteğiyle sanat çevresinde tanınmaya başlamış ve müziğini daha geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuştur.

Nesimi Çimen’in müzikal kimliğindeki en belirgin özellik, kullandığı enstrüman olan curadır. Bağlamanın en küçük ailesinden olan curayı, geleneksel diz üstü çalma tekniğinin aksine, göğsüne yaslayarak çalmasıyla bilinmektedir. Bu teknik, onun karakteristik icra üslubunu oluşturmuştur.

Repertuvarı ağırlıklı olarak Alevi-Bektaşi geleneğine ait nefesler, deyişler ve semahlardan oluşmaktadır. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi usta aşıkların eserlerini derlemiş ve seslendirmiştir. Ayrıca kendi yazdığı şiirleri de bestelemiştir.

1960'lı yılların sonundan itibaren Türkiye genelinde ve Avrupa’da düzenlenen çeşitli konser ve festivallere katılmıştır. İsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde albümler yapmış, Türk halk müziğinin uluslararası alanda tanınmasına katkı sağlamıştır.

Nesimi Çimen, 1 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak üzere şehre gitmiştir. 2 Temmuz 1993 günü, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen olaylarda (Sivas Katliamı), otelde bulunan diğer 32 yazar, ozan ve aydınla birlikte bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Cenazesi İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

10 Aralık, 2025

İbrahim Erdem Baba Kimdir?

 


Toplum arasında “Erdem Baba” adıyla tanınan İbrahim Erdem, Alevi-Kızılbaş müziği ve deyiş geleneğinin en temel taşıyıcı ve aktarıcılarından biri olarak öne çıkan, derin izler bırakmış bir ozandır.

1925 yılında Malatya’nın Akçadağ ilçesinin Darıca köyünde başlayan hayatı, 1946’daki evliliğinin ardından geçim zorluklarıyla şekillenerek onu Mersin, Afşin ve Sarız gibi Anadolu şehirlerinde seyyar satıcılık, çiftçilik ve marangozluk gibi çeşitli işlere sürükledi.

1960’lardan itibaren tanınmaya başlayan ozan, 1969/70’lerde Fransa’ya ve 1971’den itibaren Almanya’ya göç ederek, tıpkı diğer gurbetçi sanatçılar gibi hayatını işçilikle sürdürdü.

Ancak Erdem Baba'nın asıl kimliği, yaşadığı tüm zorluklara ve gurbet acısına rağmen, sazından ve sözünden damıttığı Alevi felsefesi ve toplumsal adalet arayışında gizli idi. Onun deyişleri, sadece kişisel bir hikayeyi değil, aynı zamanda göçün, emeğin ve inancın toplumsal hafızasını aktaran bir köprü görevi görmüş; bu sayede gurbetteki topluluğun kültürel kimliğinin korunmasında hayati bir rol üstlenmişti.

1990’da emekli olduktan sonra dahi bu kültürel görevi sürdürerek Türkiye ile Almanya arasında mekik dokuyan Erdem Baba, uzun bir hayat mücadelesinin ardından Şubat 2014'te bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, bıraktığı eserler ve kültürel mirası onu Alevi-Kızılbaş deyiş geleneğinin yaşayan hafızası kılmaya devam etmektedir.

Sizlerin huzurunda Erdem Baba'yı bir kez daha saygı sevgi ve büyük özlem ile anıyoruz. Mahlası asırlar yaşasın!

Ozan Vicdani Kimdir?

 


Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı köylerinden Hatçepınar'da 1941 yılında dünyaya gelen Ozan Vicdani (Zeynel Abidin Sönmez), 21. yüzyıl hakikatçı aşıklık geleneğinin son önemli temsilcilerinden biridir.

Üç aylık kısa bir eğitimin ardından hayatı çobanlık ve çiftçilikle geçse de, küçük yaşta öğrendiği üç telli sazı ve dönemin usta ozanlarından aldığı ilhamla gönül ve hakikat yolunda yürümeye başladı. Bölgenin çok değerli ozanlarıyla köy köy, ilçe ilçe gezerek kısa sürede sanatında büyük ses getirdi.

1970'li yıllarda sol rüzgarın etkisiyle gecelerde sahne alarak devrimci kimliğini pekiştirdi; deyişleriyle emeği, direnişi ve toplumsal adaletsizliği dile getirdi. Bu tavrı nedeniyle 12 Eylül Darbesi sonrası arananlar listesine giren ozan, ailesini geçindirmek için pazarlarda "Osman" adıyla işportacılık yapmak zorunda kaldı ve sonrasında işkenceli gözaltılar ve cezaevi süreçleri yaşadı.

Sazının telleri ve sözleriyle işlediği "suçlar" yüzünden çile çekmesine rağmen yolundan dönmedi. 1990'ların başında Almanya'ya iltica eden Ozan Vicdani, 1999'da ozan dostları Nurşani ve Meçhuli gibi ses yetisini kaybetmesine neden olan hastalığına rağmen şiir yazmayı sürdürdü. Eserleri, hayattayken yayımlanan "Yaşlandıkça Güçlenen Aşk" kitabıyla ölümsüzleşti.

Eşi Elif Ana'nın "O hep ismi gibi yaşadı" sözleriyle anlattığı, vicdan ve merhamet timsali bu büyük ozan, 13 Temmuz 2010 tarihinde ise bedenen aramızdan ayrıldı.

Maraş Katliamı'nın hem tanığı hem de mağduru olan Vicdani Baba aynı zamanda Ozan Emekçi'nin de abidisidir. 

Aşık Ali Nurşan'nin Kıvırcık Ali Hakkında Düşünceleri

 


Anadolu’da dostluk, çoğu zaman bir çayın dumanında, bir sazın telinde, bir sözün ardında saklıdır. Aşık Ali Nurşani ile Kıvırcık Ali’nin dostluğu da işte böyle; gösterişsiz ama çok derin bir kültürel bağın izlerini taşır.

Nurşani’nin usta nefesi ile Kıvırcık Ali’nin içtenliği birleştiğinde, ortaya hem derin hem sahici bir halk müziği dili çıkmıştı.

Bugün onları birlikte anmak, bir kuşağın kültürünü, emeğini ve yan yana duruşunu anmak demektir. Dostlukları, bıraktıkları türkülerde yaşamaya devam ediyor…

Kıvırcık Ali’nin bedenen aramızdan ayrılışının ardından, Nurşani Baba; oğlu Engin Nurşani’nin konuk olduğu bir radyo programına telefonla bağlanmış ve şu şiirle bu ayrılığın acısını dile getirmişti:

Zamansız ve acı gitmek
Ali’m sana yakışmadı
Kara topraklarda yatmak
Ölüm sana yakışmadı

Boranlar kış idi başın
Bulunmaz bir dengin eşin
Daha gencecikti yaşın
Gülüm sana yakışmadı

Efkarımda gamlar sendin
Dağımdaki çamlar sendin
Sazımdaki bamlar sendin
Telim sana yakışmadı

Sanatımda gururumdun
Anadolum yorumumdun
Sen bir Nisan yağmurumdun
Selim sana yakışmadı

Coşunca taşardı bendin
Tel tükendi, sen tükendin
Kendi kan kalemini yendin
Ali’m sana yakışmadı

Şiirin ardından stüdyodaki Engin Nurşani gözyaşlarını tutamamış, Nurşani Baba ise sözlerine şu cümlelerle devam etmişti: “Üzdü bizi Ali’m ya… Ali’m bizi çok üzdü. Keşke tanımasaydım, bu kadar samimi olmasaydım… Öyle oldu kurban olayım. Bir de Hasret beni böyle yaktı. O da benim yönetmenimdi. Onunla da çok samimiydik, iç içeydik. Evladım gibiydi…”

Huzurunuzda Nurşani Baba’ya sağlık ve uzun ömür diliyoruz. Hasret Gültekin’i, Kıvırcık Ali’yi ve Engin Nurşani’yi ise saygı, sevgi ve büyük özlemle anıyoruz. Böylesi değerlere sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Var olsunlar!

01 Kasım, 2025

Aşık Yusuf Kemter Dede Kimdir?

 


1928’de Tunceli’nin Ovacık ilçesinde doğdu. Sekiz yaşındayken geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda görme yetisini tamamen kaybetti. Gözlerini kaybetmeden önce de yaklaşık üç ay konuşamadığı, dilinin tutulduğu anlatılır.

1938 Dersim olaylarından sonra ailesiyle birlikte Balıkesir’e göç etmek zorunda kaldı. Balıkesir’de dokuz yıl kaldıktan sonra, 1947’de, 17 yaşındayken Erzincan’a yerleşti.

Gençlik yıllarında sesi oldukça güçlü ve etkileyiciydi; “Davudi tokluğunda” dediği kalın ve tok sesinin yanı sıra tiz ses tonunu da kullanırdı. Ancak 1965 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucunda ses özelliklerinden bir kısmını kaybetti. 2015 yılında ise Erzincan'da ki evinde bedenen aramızdan ayrıldı.

Aşık Yusuf Kemter Dede, göçlerle, engellerle dolu yaşamına rağmen halk ozanlığı geleneğini yaşatan güçlü bir figür olarak kabul edilir. Sesinin incelikleri, şiirleri, mehabet dolu nutukları ve Alevi-Bektaşi inancıyla olan derin bağları onun sanatını sadece bir müzikal yetenekten öte manevi bir liderlik ve kültürel aktarıcı kimliğe taşımıştır.

Pülümürlü Hüseyin (Hüseyin Aslan) Kimdir?


1951 yılında sonradan ilçe olan Bingöl’ün Karinpertag (şimdiki adı Gelinpertek) köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin Aslan’dır. İlkokulu köyünde okudu.


Pülümür’den göçen bir aileden gelmektedir. Bundan dolayı hem köyüne gelip giden dedeler ve zakirler aracılığıyla hem de ağabeylerinin etkisiyle bağlama çalmaya başladı.

Pülümürlü Hüseyin 20 yaşlarındayken köylerine gelen Davut Sulari ile karşılaştı. Bu dönemden sonra yaklaşık 16 yıl boyunca Sulari ile dolaştı ve hem bağlama hem de şiir konusunda kendini geliştirdi. Bağlama çalma tarzının yanı sıra söylem olarak da ustası Sulari Baba'dan çok etkilendi. Hüseyin Aslan aynı zamanda Davut Sulari'nin son öğrencilerindendir.

Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli etkinliklere katıldı. Aynı zamanda birçok başka aşıkla tanıştı ve aynı meclislerde bulundu.

Yüzlerce şiiri olmasına rağmen genellikle bunları dışa yansıtmayan veya yayınlamayan Pülümürlü Hüseyin uzun yıllar Türkiye ve Türkiye dışında çalıştıktan sonra emekli oldu.

Hüseyin Aslan 2023 yılında Bursa'da bedenen aramızdan ayrıldı ve orada toprağa verildi.

Biyografi Kaynak: Bekir Karadeniz

YAZI ARŞİV