01 Eylül, 2025

Hamdi Gardaş Kimdir?

 


Asıl adı Hamdi Şahin olan Hamdi Gardaş, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Çorum’un Turgut köyünde 1940 yılında dünyaya geldi. Köyde okul olmadığı için eğitim alamasa da, öğrenme arzusu çocuk yaşta içini sarmıştı. İlk okuma yazma deneyimini, ilkokul mezunu üvey annesinin kırık aynaya harfler çizerek verdiği derslerle yaşadı.

1951’de ailesiyle birlikte Çorum merkeze göçtü ve burada terzilik yapmaya başladı. Geçimini sağlarken bir yandan da kendini geliştirmeye çalıştı. Bir ilkokul müfettişinin yönlendirmesiyle felsefe ve ekonomi kitaplarına yöneldi. Okuma tutkusunu, yaşamı boyunca hiç azaltmadı.

Terziliğin yanı sıra, halk arasında sürdürülen muhabbet ortamlarında yetişti ve şiire yöneldi. Toplumcu bir çizgide yazdığı şiirlerinde halkın acılarını, sorunlarını dile getirmekten geri durmadı. Bu duruşu nedeniyle 1980 askeri darbesinde bir süre cezaevine girdi. Hayatın yüküne uzun süre dirense de, 1987 yılında henüz 47 yaşındayken bedenen aramızdan ayrıldı.

Çorumlu Haydar Öztürk, Hamdi Gardaş’ın birçok şiirini bestelemiş ve albümlerinde de seslendirmiştir. Çorum’un bu iki büyük ozanını saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.


Aziz Şimşek (Aşık Yetimi) Kimdir?

 


1945 yılında Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyünde dünyaya gelen Aziz Şimşek, müzikle çok küçük yaşlarda tanıştı. İlk ve orta öğrenimini Elbistan’da tamamladıktan sonra, gençliğinde bağlama ve sözlü halk edebiyatına olan ilgisi giderek derinleşti.

Köy yaşamının içinde yoğrulan sesi ve duygusu, yıllar içinde onu halk müziği sahnesinin özgün isimlerinden biri haline getirdi. “Yetimi” mahlasını alarak çıktığı bu yolculukta, hem derleme hem de kendi yazdığı eserlerle türkü dünyasına önemli katkılar sundu.

Yetimi; süslenmemiş, içten ve halkın sesini taşıyan türküleriyle, zamanın ötesinde bir anlatıcı olmayı başarmıştır. Meluli Baba'nın bu muhteşem eseriyle de ozanımıza sağlık ve sıhhat diliyor, saygılarımızı iletiyoruz!

Zeynel Batar Dede Kimdir?

 


Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı Koyungölü köyünde doğan Zeynel Batar Dede, hem dede hem de zakir kimliğiyle Alevi inancının yaşayan temsilcilerindendir.

Babası Veli Dede de aynı şekilde zakirlik ve dedelik yapmış, bölgenin tanınan simalarından olmuştur. Çocukluğundan itibaren sazla büyüyen Zeynel Dede, ömrünü nefesler söylemeye, deyişleri aktarmaya ve yol erkanını sürdürmeye adamıştır. Kendine özgü bağlama çalma tekniğiyle usta malı deyişleri gelecek nesillere taşımaya devam etmektedir.

73 yaşını aşmasına rağmen hala cemlerde zakirlik yapan, gençlere nefesler öğreten, taş ustalığından arıcılığa kadar birçok alanda üretmeye devam eden Zeynel Dede; yalnızca bir gelenek köprüsü değil, aynı zamanda kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan bir emanetçidir. Onun sazındaki tını, sadece bir müzik değil; Aleviliğin inanç, aşk ve direnişle yoğrulmuş sesidir.

Bir dost sohbetinde şu sözleriyle de yolun özünü dile getirir: “Dede olmak yer kapmak değildir. Dede olmak zengin olmak değildir. Dede olmak fakir olmaktır. Bizim sülale nefsine tapmamıştır. Bizim hiçbir şeyimiz yoktur. Allah’a şükür harman vurup savuruyoruz.”

Engin gönlü ve mütevazı yaşamıyla, kültürümüzün değerli taşıyıcısı olan Zeynel Batar Dedemize saygı ve selamlarımızı iletiyoruz. Var olsun!


Fotoğraf Kaynak: Saz - The Key of Trust Youtube Kanalı 

Abuzer Karakoç'un 1989 Yılına Ait Röportajından Küçük Bir Kesit

 


Hapis yattı Şubat 1980'den 1983 sonuna. Sonra çok kısa süren özgürlük. Ve maalesef yeniden hapishane, 1986 sonuna kadar. 1987 başında bütün davalardan beraat etti aklandı ama olanlar olmuştu. Abuzer Karakoç kan kanseri idi. Bir çok mahpus gibi. Sonrası başa bela kanseri yenmek için uğraşan bir yiğidin destanıdır. Bu amaçla Fransa'ya sığınmak zorunda kaldı. Abuzer Karakoç Fransa'da ki günlerini şöyle anlatıyor:

"Her gün genellikle 08.30 veya 09.00'da uyanıyorum. İlaçlarımı alıyor, kahvaltımı yapıyorum. Her gün Türkçe iki gazete okuyorum. Reklamlarını yapmamak için isimlerini söylemeyeyim. Gazete haberleri ve ülkeden gelen mektuplar sayesinde Türkiye'de olup bitenleri düzenli olarak izliyorum. Bu arada düşündüğüm şiir ve sözler varsa, onları not ediyorum. Öğlen saatlerinde oğlum Tamer'le Türk Mahallesi'ne gidip yemek yiyorum. Randevum varsa dost ve tanıdıklar ile sanatçı arkadaşlarımla görüşüyorum. Bazı günler tedavi için hastaneye gidiyorum. Saat 18.00 veya 19.00'da eve dönüyorum. Akşam yemeğinden sonra bir süre bağlama çalıyorum. Yemekte dost ve arkadaşlar varsa sazlı, sözlü söyleşimiz bazen biraz uzayabiliyor. Genellikle 23.30 veya 24.00'te uyuyorum. Doktorumun önerisi uyarınca sigara içmez oldum. Hatta bunu bilen arkadaşlarım yanımda ve benim bulunduğum yerlerde sigara içmiyorlar. Gecesi gündüzüne karışmış, sigara dumanlı, polis takipli, hapisli önceki yıllara kıyaslanamayacak ölçüde düzenli bir yaşantım var. Sağ olsun eşim Elif de elinden gelen yardımı esirgemiyor."

18 Ocak, 2025

Nejat Birdoğan Daimi Baba'dan Bahsediyor

 


Daimi’nin bana verdiği sonsuz derslerin karşılığında ben 8-10 tane Alevilikle ilgili kitap yazdım. Hatta ilk yazdığım Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik kitabındaki Cem Törenleri, tamamen Daimi’den öğrendiğim şeylerin kitaba yansımasıdır.

Aşık Daimi Baba’nın yakın dostu Halk Bilimcisi duayen Nejat Birdoğan’ın anlatımından.

Kaynak: 1995 yılında Ahmet Koçak’ın Radyo Umut’ta Nejat Birdoğan ile gerçekleştirmiş olduğu söyleşi.

Mahzuni Şerif Dom Dom Kurşunu Türküsünü Ne İçin Besteledi?

 


Domdom Kurşunu, yapısı özelliğiyle bir lirik parçaymış gibi gözükse de, eser 12 Eylül harekatından kaynak bulmuştur.

Mahzuni Şerif

Ozan Şirazi'nin Kendi Anlatımından

 


Evinin yakınında çay ocağı işletiyordu: “Sabah 4.30 - 05.00 gibi kalkıyorum. Saz çalma olanağı bulamıyorum. Hayatımı kazanmak zorundayım. Çocuklarım var, sorumluluklarım var. Yıllarca sazın sözün peşinden koştuk, aç kalmamak için direndik, ama saz doyurmadı, aç bıraktı bizi.”

Aşık Meçhuli’nin de oğlu olan ve 2013 yılında genç yaşında bedenen aramızdan ayrılan Ozan Şirazi’nin bir röportajından. Kendisini saygı ve özlemle anıyoruz!

Kahtalı Mıçe'nin Kendi Anlatımından

 


Aşık türünde de bizim idolümüz Mahzuni Baba’ydı. İyi bir dostumdu. Davut Sulari olsun, Nesimi Çimen olsun, Aşık Daimi olsun bunlar aynı dönemler. Veysel Baba hepsinden yaş olarak büyüktür. Hepsinin Piri’dir. Muhlis Akarsu olsun onlar Türkiye’nin mihenk taşlarıdır bunlar. Sivas’ta katliamda hepsi gitti bunların. Nerde bunlar bir daha gelir mi?

Kahtalı Mıçe

Cümleler Serkan Koç’un 2024 yılı içerisinde gerçekleştirmiş olduğu Kahtalı Mıçe söyleşisindendir. 

Aşık Ali Nurşani Mahlası Nasıl Var Oldu?

 


Aşık Ali Nurşani, sanat hayatına başladığı dönemde mahlasını özgürlüğe vurgu yapmak adına Hürşani olarak belirler, ilk plağında yapılan matbaa hatasından dolayı da plak üzerine Nurşani yazılır. Sanatının kısa sürede ses getirmesi ve toplumda hızla tanınması nedeniyle de mahlasını değiştirmez. İşte bildiğimiz Nurşani ismi böyle var olmuştur.

Mahmut Erdal Yakın Dostu Aşık Daimi'yi Anlatıyor

 


Rahmetli Aşık Daimi, en yakın dostlarımdandı. Onun sazdaki ustalığını inkar edecek babayiğit yoktur sanırım. Tercanlı, İmam Rıza Ocağı’ndandı. Çağın gerçeklerini anlamış, pırıl pırıl bir insandı.

Bir ara plakçılar çarşısında bir iş yeri açmış, epeyce de bu alanda yararlı olmuştu. Ancak günlük ekonomik krizler burayı kapatmasına neden olmuştu.

Aşık Daimi daha sonra İstanbul’un Aksaray semtindeki oto işhanında Davut Sulari’nin akrabası Ali Soylu Dede’yle birlikte bir dükkan açtılar. Dükkanda saz satarlardı.

Rahmetli Aşık Daimi yazdığı şiirleri çalıp okur, ustaların deyişlerini de büyük bir maharetle sergilerdi. Sağlığında ben İstanbul’a, O Ankara’ya gelip gittiğimizde hep birlikte olurduk. Akşam sofralarımızın tek konusu şiir ve müzik olurdu. Kimi deyişleri bugün bile en usta sanatçıların dağarcığında yer almaktadır.

Mahmut Erdal’ın Aşık Daimi hakkındaki anlatımından.

Fotoğraf: Mahmut Erdal ve Ayhan Aydın
Fotoğraf Kaynak: Ayhan Aydın

YAZI ARŞİV