18 Ocak, 2025

Nida Tüfekçi'den Bir Muhlis Akarsu Anısı

 


Kangallı aşık Muhlis Akarsu ile bir gün muhabbet ediyor, saz çalıyor, türkü söylüyorduk. ‘Bunca Çektiklerim Senin Yüzünden’ sözleri ile başlayan bir koşma okudu. Ben de sazımla kendisine katıldım. Parçanın sonuna kadar, hiç şaşırmadan, falso yapmadan rahatlıkla çalabildim. Bu olmayacak bir şey idi. Zira insan yeni duyduğu bir türküyü, nasıl olurda bu derece uyumlu ve doğru icra edebilirdi. Zihnimden geçen bu düşünceler içinde iken, sözü edilen ezgiyi başka sözlerle bildiğimi hatırladım. Bu ezgi Veysel’in “Kara Toprağı” söylediği ezgi idi. Ben aşığa sorular yöneltmeye başladım. Konuşma aynen şöyle idi: (Bu konuşmayı kasete aldım.)

“Aşık Akarsu; şimdi bu çaldığın parça, bana bir başkasının çalıp söylediği bir türküyü hatırlattı. E…yani sen bunu yapmakla bir hata mı ediyorsun diye düşündüm kendi kendime.” “Hocam, değil. Bizde buna ayak derler ve biz bu ayağa çeşitli konulardaki sözleri işleriz. Aynı havayla sözler söyleriz, eskiden beri de bu böyledir.”

“Yani bu ayakla herhangi bir deyiş söyleyebilir misiniz?” “Tabii daha başka şey de söyleriz.”

“Diyelim ki bu deyiş senindi. Eski yaşamış bir aşığın deyişini de söyleyebilir misiniz?” “Tabii onu da söyleriz aynı ayakla.” Aşık Akarsu bir başka ezgi daha çaldı. Ben bu ezgiyi de biliyordum. Parçayı Kangal’ın Minare köyünden İbrahim Dede’den öğrendiğini, şah beyitte adı geçen Müslimi’nin İbrahim Dede’nin babası olduğunu söyledi. Bu ezgi ile Erzincanlı aşık Davut Sulari’de bir deyiş okumuştu.

Nida Tüfekçi, Muhlis Akarsu ile ilgili bir anısını anlatıyor.

Ünlü Bağlama Sanatçısı Yavuz Top

 


Ünlü bağlama sanatçısı Yavuz Top sanat yaşamının ilk resitalini Konak Sineması’nda verecek.

Türk çalgılarıyla, ilk kez çok seslilik denemelerinde bulunan Yavuz Top’un 50’ye yakın radyo ve TV’de yayınlanan derlemesi var. Sanatçı, “307 tane derlemem var, bunlardan 50 tanesi TRT denetimlerini geçti ve ara ara yayınlanıyor. Bunlardan en tanınmışları, “Gafil Gezme Şaşkın”, “Yarim Senden Ayrılalı”, “Nedir Benim Melul Mahzun Gezdiğim” ve “Gam Elinde Benim Zülfü Siyahım” gibi türkülerimdir” diyor.

“Türkülerimiz ulusal dille söylenmeli”

Yavuz Top, Türk Halk Müziği ile ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:

“Halk Müziğimizle insanlar arasındaki duygu bütünlüğünü ve kardeşlik düşüncelerini pekiştirmek arzusundayım. Türkülerimizin ulusal dilimiz ile ve temiz bir Türkçe ile söylendiğinde, tüm insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılabileceği ve yanlız yöre halkına değil, tüm Türk insanlarına aynı zevki vereceği inancındayım. Zevk bir içgüdü değil, bir kültür ürünüdür, türkülerimiz yöresel değil, ulusal dilimizle söylenirse bir kültür birliği sağlanmış olur toplumda. Türk Müziği’ni ise ancak ulusallaştırdıktan sonra evrenseleştirme çalışmalarına geçebiliriz.”

16 Nisan 1984 Renk Gazetesi

Aşık Hüdai

 


Aşık Hüdai, Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine bağlı Yoğunoluk köyünde 1940 yılında dünyaya gözlerini açtı. İstiklal yıllarının kahramanlık türküleri ile büyüyen Hüdai, günümüzün en çarpıcı halk ozanlarından biridir. Konya Aşıklar Bayramında ve yurdumuzun bir çok bölgesinde, zaman zaman yapılan aşklar şölenlerinde ödüller kazanmış, adını halkının gönlüne yazdırmıştır.

Durgun, düşünceli, bir ozana yaraşır biçimde insancıl ve sazının tellerine yakışan mısralar dizen Hüdai’nin ünü, bugün yurdun dört bucağına ulaşmıştır. Şiirlerinden bazılarını bir kitapta toplayan ozan, halk şiirimizin temel direklerinden biri görünümündedir.

Hergün Gazetesi 23 Ocak 1976

Fotoğraf, aynı yıl gerçekleştirilen Konya Aşıklar Bayramı’nda çekilmiş bir karedir.

Ben Karayalçın'a Danışman Oldum Türküsünün Hikayesi

 


Mahzuni Şerif, Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1990 yılında, Karayalçın’dan gelen teklif üzerine Belediye’de Kültür ve Sosyal İşleri Daire Başkanlığı’nda danışman olarak göreve başlar. O dönem eşi Fatma Hanım Gaziantep’de öğretmenlik yapmaktadır. Fatma Hanım’ın tayini Ankara’ya kısa sürede çıkartılır ve Mahzuni Şerif ailesini de yanına alarak Ankara’ya gelir.

Görev süresi boyunca Murat Karayalçın ile istediği iletişimi kuramamasının yanı sıra kendisine bir oda dahi tahsis edilmemesi nedeniyle üç ay gibi kısa bir süre sonra da bu görevden istifa eder ve Ben Karayalçın’a Danışman Oldum şiirini yazar.

Murat Karayalçın bu istifadan sonrada değerli dostu Mahzuni Şerif’in kendileri için büyük bir fırsat olduğunu ve yararlanamadıklarını belirtir.

Daimi Gece Yarıları Uykusundan Kalkarak Şiirlerini Yazardı

 


Daimi, gece yarıları uykusundan kalkarak şiirlerini yazardı. Her gün akşama kadar Alevi halk müziği ile ilgili olan bir kişi düşünün; Alevilerin yüzyıllardan beri süregelen deyişleriyle içli dışlı olan bir kişi düşünün, ki Aşık Daimi olsun. Doğal olarak ruhu inceliyordu. Geceleri uyku uyumadığını da biliyorum. Kimi zaman gece 3’ten, 4’ten sonra kalkıp bu şiirlerini kaleme alıyordu.

Daimi’nin şiirlerini iki parçaya ayırmak mümkün: Bireysel duygularını işlediği şiirler. Sözgelimi:

Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter şeyda bülbül gül yarelenir
Bakmaz mısın sinemdeki dağlara
Derdimi söylesem dil yarelenir

derken bireyseldir. Ama bir yandan da (...) :

Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım

derken tüm Türkiye’de o zaman için var olan yirmi milyon Alevi’ye bir şey anlatıyordu. Bu Hakk’ın insanda tecelli etmesiydi. (...) Alevilerde var olan ‘’Hakka yürümek’’ sözcüğü - ki ölümün yerine kullanılan bir sözcüktür - ben Daimi’den dinlemiştim, öğrenmiştim. Ya da biz ‘’filan kişi öldü, onu toprağa verdik’’ derken, Daimi ‘’Hayır, böyle demeyeceğiz’’ diyordu: ‘’Hakka yürüdü ve onu yolcu ettik’’.

Nejat Birdoğan

Kaynak: Radyo Umut, 15 Kasım 1995 (Aşık Daimi’yi Anma Programı)
Arşiv: Ahmet Koçak

Fotoğraf Kaynak: R. Radyo Dünyası, 1952
Arşiv: Abdullah Bozdemir

Dünya Evrenselliğinde Bir Mahzuni Şerif

 


Her ünlü insan, doğduğu toprakların olduğu kadar, dünyanın diğer topraklarının ve insanlarının da ünlüsüdür. Çünkü dünyalıdır. Ancak, önce can sonra canan diye bir laf var. O nedenle önce Türkiyeli olmak beni çok ilgilendirir. Ve ben ülkemi çok seviyorum. Her insan mutlak bir milletin çocuğudur.

Milliyetçilik ben de bir ırk anlayışı biçimde değildir. Sadece doğduğum ülkenin içinde yaşayan bütün insanları, bende olan özel sevgisi nedeniyle, ben ülkemin milliyetçisiyim. Amma ırkçısı değilim. Burada yaşayan bütün yığınların adına Türkiye’mi çok seviyorum.

Türkiyem o kadar sevdim ki seni
Dört mevsimli toprağına kurbanım
Edirne’de yeşil Van’da kurumuş
Her bir çeşit yaprağına kurbanım

Benim memleketim yok senden başka
Sevdan ile doğdum yürüdüm aşka
Bulutlar geveze rahmetli laşka
O şakacı şafağına kurbanım

Hak memleket vermez böyle herkese
Dört mevsimi tek yaşayan merkeze
Türkü, Kürdü, Arap ile Çerkeze
Gölge olan otağına kurbanım

Mahsuni Şerif’im Türkiye’m nesin
Büyük çölde tarifi olmaz gölgesin
Bir halı da bin çiçekli bahçesin
İrisine ufağına kurbanım

Kara Tren Yol Alıyor Cürek'ten


Feyzullah Baba’nın bu türküde de dile getirdiği gibi sanki Divriği Ankara olmuş yahut sanki Cürek Ankara olmuş dizeleri bir dönem Divriği’nin Cürek köyünde kurulan demir madeni tesislerine ithafendir. Bu maden işletmesi o dönem için sadece basit bir tesis olarak kalmamış bir köy yerine yapılabilecek tüm yatırımları da içinde barındırmıştır. İşçi lojmanları, ailelerin zaman geçireceği lokaller, market, tren istasyon binası ve daha birçok sosyal tesis sayesinde köyün nüfusu binlere ulaşmış ve yörede büyük bir iş istihdamı yaratılmıştır.

Yine meşhur Kara Tren Yol Alıyor Cürek’ten uzun havası da bu köy için yazılmış bir uzun havadır. Bazı türkü sitelerinde ve kaynaklarda Kara Tren Yol Alıyor Direk’ten dizesine denk geliyoruz, buna itibar etmeyiniz, hatalı bir yazımdır.

Fotoğraf Kaynak: Paşa Çınar ve H. Cem Çınar
Yıl: 1971

Aşık Meçhuli: Ben İlticamı Fransa'ya Yaptım

 


Ben ilticamı Fransa’ya yaptım. İlginç bir şey aklıma geldi, gezdiğim bazı yerlerde bazı tanımayan dostlar soruyorlar, nerelisin diye. Babam Elbistan’lı, annem Afşin’li ama benim memleketim yok! Soranlar biraz daha düşünüyorlar, abi nasıl olur diyorlar? Kendilerine meçhul adamın memleketi olmaz diyorum.

Aşık Meçhuli Baba’nın 1990 yılında Aşık Ezeli ile Almanya Berlin’de gerçekleştirmiş olduğu söyleşisinden küçük bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Meçhuli Baba’nın oğlu Niyazi Öztürk

Hasret Gültekin: Ben Yeni Kuşağım

 


Ben yeni kuşağım. Türkiye’de bir takım olguların değiştiğine inanmayan bazı kişilerin artık buna inanma zamanları gelmiştir. Öyle ki, günümüzde artık çağdaş şiir edebiyatı söz konusudur. Benim yaptığım müzikte çağdaş bir müziktir. Kaynağım halktır, yani halkın içinden çıkan düşünceye kulak veririm. Dolayısıyla halkın kendisinden çıkan halk müziği benim hedefimdir. Ancak, her türkü halk müziği demek değildir. Şunuda söyleyeyim çağdaş folk müziğinin de etkisinde müzik yaratıyorum…

Gelecekte çok yüksek kaset satışlarını ve yüklü paralar kazanmayı hedeflemediğini söyleyen Hasret Gültekin, yalnızca önemli bir insan olmak istediğini yaptıkları doğrultusunda müziğe birer alternatif getirmek arzusunda olduğunu üstüne basa basa söylüyor. Önümüzdeki aylarda halk müziği-flamenko karışımı bir kaset yapmak istediğini vurgulayan sanatçı, ilerisi için “hasır altı” kalmış bazı halk müziği gerçeklerini gözler önüne sericeğini, çünkü bu topraklarda var olan zengin müzik kültürünün farkında olmadan unutulduğunu da sözlerine ekliyor.

Yaşının henüz genç olmasına rağmen Gün Olaydı ve Gece ile Gündüz Arasında adlı iki kasetiyle beğeni kazanan Hasret Gültekin, anlaşılan o ki, kısa zamanda çok büyük işler yapmayı amaçlıyor. Ve her sözün arasında, bir çok meslektaşına eleştiriler yağdırırken, Ruhi Su’dan bahsetmeden geçemiyor… O büyük bir usta diyen genç sanatçı, Ruhi Su’nun tutkulu bir hayranı olduğunu vurguluyor.

Müzik Magazin Dergisi - 25 Eylül 1989

Nesimi Çimen: 9 Ay Sigortalı Çalıştım

 


Dokuz ay sigortalı çalıştım. Onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. 1962’de Kadirli’den İstanbul’a gelip Yaşar Kemal’e gittim. İş bulmamda yardımcı olmasını istedim. O da Behçet Kemal Çağlar’ı araya koydu. “Ben arada olursam iş vermezler. İyisi mi kıramayacakları birisini bulalım.” diye Behçet Kemal Çağlar’ı bulduk.

Nesimi Çimen

Metin Turan’ın Nesimi Çimen ile gerçekleştirdiği söyleşisinden kısa bir anlatım.

Bu söyleşi aynı zamanda 1993 Haziran’ın son günlerinde, Sivas’a gitme hazırlığında olan ozanımız ile akşam vakti Ankara’da Kardelen Restoran’da gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraftakiler soldan sağa: Ozan Muharrem Yazıcıoğlu, Nesimi Çimen, Selahattin Uslu
Ayaktakiler: Musa Seyirci, Rıza Hasgül

YAZI ARŞİV