18 Ocak, 2025

Aşık Hüdai

 


Aşık Hüdai, Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesine bağlı Yoğunoluk köyünde 1940 yılında dünyaya gözlerini açtı. İstiklal yıllarının kahramanlık türküleri ile büyüyen Hüdai, günümüzün en çarpıcı halk ozanlarından biridir. Konya Aşıklar Bayramında ve yurdumuzun bir çok bölgesinde, zaman zaman yapılan aşklar şölenlerinde ödüller kazanmış, adını halkının gönlüne yazdırmıştır.

Durgun, düşünceli, bir ozana yaraşır biçimde insancıl ve sazının tellerine yakışan mısralar dizen Hüdai’nin ünü, bugün yurdun dört bucağına ulaşmıştır. Şiirlerinden bazılarını bir kitapta toplayan ozan, halk şiirimizin temel direklerinden biri görünümündedir.

Hergün Gazetesi 23 Ocak 1976

Fotoğraf, aynı yıl gerçekleştirilen Konya Aşıklar Bayramı’nda çekilmiş bir karedir.

Ben Karayalçın'a Danışman Oldum Türküsünün Hikayesi

 


Mahzuni Şerif, Murat Karayalçın’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1990 yılında, Karayalçın’dan gelen teklif üzerine Belediye’de Kültür ve Sosyal İşleri Daire Başkanlığı’nda danışman olarak göreve başlar. O dönem eşi Fatma Hanım Gaziantep’de öğretmenlik yapmaktadır. Fatma Hanım’ın tayini Ankara’ya kısa sürede çıkartılır ve Mahzuni Şerif ailesini de yanına alarak Ankara’ya gelir.

Görev süresi boyunca Murat Karayalçın ile istediği iletişimi kuramamasının yanı sıra kendisine bir oda dahi tahsis edilmemesi nedeniyle üç ay gibi kısa bir süre sonra da bu görevden istifa eder ve Ben Karayalçın’a Danışman Oldum şiirini yazar.

Murat Karayalçın bu istifadan sonrada değerli dostu Mahzuni Şerif’in kendileri için büyük bir fırsat olduğunu ve yararlanamadıklarını belirtir.

Daimi Gece Yarıları Uykusundan Kalkarak Şiirlerini Yazardı

 


Daimi, gece yarıları uykusundan kalkarak şiirlerini yazardı. Her gün akşama kadar Alevi halk müziği ile ilgili olan bir kişi düşünün; Alevilerin yüzyıllardan beri süregelen deyişleriyle içli dışlı olan bir kişi düşünün, ki Aşık Daimi olsun. Doğal olarak ruhu inceliyordu. Geceleri uyku uyumadığını da biliyorum. Kimi zaman gece 3’ten, 4’ten sonra kalkıp bu şiirlerini kaleme alıyordu.

Daimi’nin şiirlerini iki parçaya ayırmak mümkün: Bireysel duygularını işlediği şiirler. Sözgelimi:

Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter şeyda bülbül gül yarelenir
Bakmaz mısın sinemdeki dağlara
Derdimi söylesem dil yarelenir

derken bireyseldir. Ama bir yandan da (...) :

Bana eğilsin melekler
Madem ki ben bir insanım

derken tüm Türkiye’de o zaman için var olan yirmi milyon Alevi’ye bir şey anlatıyordu. Bu Hakk’ın insanda tecelli etmesiydi. (...) Alevilerde var olan ‘’Hakka yürümek’’ sözcüğü - ki ölümün yerine kullanılan bir sözcüktür - ben Daimi’den dinlemiştim, öğrenmiştim. Ya da biz ‘’filan kişi öldü, onu toprağa verdik’’ derken, Daimi ‘’Hayır, böyle demeyeceğiz’’ diyordu: ‘’Hakka yürüdü ve onu yolcu ettik’’.

Nejat Birdoğan

Kaynak: Radyo Umut, 15 Kasım 1995 (Aşık Daimi’yi Anma Programı)
Arşiv: Ahmet Koçak

Fotoğraf Kaynak: R. Radyo Dünyası, 1952
Arşiv: Abdullah Bozdemir

Dünya Evrenselliğinde Bir Mahzuni Şerif

 


Her ünlü insan, doğduğu toprakların olduğu kadar, dünyanın diğer topraklarının ve insanlarının da ünlüsüdür. Çünkü dünyalıdır. Ancak, önce can sonra canan diye bir laf var. O nedenle önce Türkiyeli olmak beni çok ilgilendirir. Ve ben ülkemi çok seviyorum. Her insan mutlak bir milletin çocuğudur.

Milliyetçilik ben de bir ırk anlayışı biçimde değildir. Sadece doğduğum ülkenin içinde yaşayan bütün insanları, bende olan özel sevgisi nedeniyle, ben ülkemin milliyetçisiyim. Amma ırkçısı değilim. Burada yaşayan bütün yığınların adına Türkiye’mi çok seviyorum.

Türkiyem o kadar sevdim ki seni
Dört mevsimli toprağına kurbanım
Edirne’de yeşil Van’da kurumuş
Her bir çeşit yaprağına kurbanım

Benim memleketim yok senden başka
Sevdan ile doğdum yürüdüm aşka
Bulutlar geveze rahmetli laşka
O şakacı şafağına kurbanım

Hak memleket vermez böyle herkese
Dört mevsimi tek yaşayan merkeze
Türkü, Kürdü, Arap ile Çerkeze
Gölge olan otağına kurbanım

Mahsuni Şerif’im Türkiye’m nesin
Büyük çölde tarifi olmaz gölgesin
Bir halı da bin çiçekli bahçesin
İrisine ufağına kurbanım

Kara Tren Yol Alıyor Cürek'ten


Feyzullah Baba’nın bu türküde de dile getirdiği gibi sanki Divriği Ankara olmuş yahut sanki Cürek Ankara olmuş dizeleri bir dönem Divriği’nin Cürek köyünde kurulan demir madeni tesislerine ithafendir. Bu maden işletmesi o dönem için sadece basit bir tesis olarak kalmamış bir köy yerine yapılabilecek tüm yatırımları da içinde barındırmıştır. İşçi lojmanları, ailelerin zaman geçireceği lokaller, market, tren istasyon binası ve daha birçok sosyal tesis sayesinde köyün nüfusu binlere ulaşmış ve yörede büyük bir iş istihdamı yaratılmıştır.

Yine meşhur Kara Tren Yol Alıyor Cürek’ten uzun havası da bu köy için yazılmış bir uzun havadır. Bazı türkü sitelerinde ve kaynaklarda Kara Tren Yol Alıyor Direk’ten dizesine denk geliyoruz, buna itibar etmeyiniz, hatalı bir yazımdır.

Fotoğraf Kaynak: Paşa Çınar ve H. Cem Çınar
Yıl: 1971

Aşık Meçhuli: Ben İlticamı Fransa'ya Yaptım

 


Ben ilticamı Fransa’ya yaptım. İlginç bir şey aklıma geldi, gezdiğim bazı yerlerde bazı tanımayan dostlar soruyorlar, nerelisin diye. Babam Elbistan’lı, annem Afşin’li ama benim memleketim yok! Soranlar biraz daha düşünüyorlar, abi nasıl olur diyorlar? Kendilerine meçhul adamın memleketi olmaz diyorum.

Aşık Meçhuli Baba’nın 1990 yılında Aşık Ezeli ile Almanya Berlin’de gerçekleştirmiş olduğu söyleşisinden küçük bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Meçhuli Baba’nın oğlu Niyazi Öztürk

Hasret Gültekin: Ben Yeni Kuşağım

 


Ben yeni kuşağım. Türkiye’de bir takım olguların değiştiğine inanmayan bazı kişilerin artık buna inanma zamanları gelmiştir. Öyle ki, günümüzde artık çağdaş şiir edebiyatı söz konusudur. Benim yaptığım müzikte çağdaş bir müziktir. Kaynağım halktır, yani halkın içinden çıkan düşünceye kulak veririm. Dolayısıyla halkın kendisinden çıkan halk müziği benim hedefimdir. Ancak, her türkü halk müziği demek değildir. Şunuda söyleyeyim çağdaş folk müziğinin de etkisinde müzik yaratıyorum…

Gelecekte çok yüksek kaset satışlarını ve yüklü paralar kazanmayı hedeflemediğini söyleyen Hasret Gültekin, yalnızca önemli bir insan olmak istediğini yaptıkları doğrultusunda müziğe birer alternatif getirmek arzusunda olduğunu üstüne basa basa söylüyor. Önümüzdeki aylarda halk müziği-flamenko karışımı bir kaset yapmak istediğini vurgulayan sanatçı, ilerisi için “hasır altı” kalmış bazı halk müziği gerçeklerini gözler önüne sericeğini, çünkü bu topraklarda var olan zengin müzik kültürünün farkında olmadan unutulduğunu da sözlerine ekliyor.

Yaşının henüz genç olmasına rağmen Gün Olaydı ve Gece ile Gündüz Arasında adlı iki kasetiyle beğeni kazanan Hasret Gültekin, anlaşılan o ki, kısa zamanda çok büyük işler yapmayı amaçlıyor. Ve her sözün arasında, bir çok meslektaşına eleştiriler yağdırırken, Ruhi Su’dan bahsetmeden geçemiyor… O büyük bir usta diyen genç sanatçı, Ruhi Su’nun tutkulu bir hayranı olduğunu vurguluyor.

Müzik Magazin Dergisi - 25 Eylül 1989

Nesimi Çimen: 9 Ay Sigortalı Çalıştım

 


Dokuz ay sigortalı çalıştım. Onu da Yaşar Kemal sağlamıştı. 1962’de Kadirli’den İstanbul’a gelip Yaşar Kemal’e gittim. İş bulmamda yardımcı olmasını istedim. O da Behçet Kemal Çağlar’ı araya koydu. “Ben arada olursam iş vermezler. İyisi mi kıramayacakları birisini bulalım.” diye Behçet Kemal Çağlar’ı bulduk.

Nesimi Çimen

Metin Turan’ın Nesimi Çimen ile gerçekleştirdiği söyleşisinden kısa bir anlatım.

Bu söyleşi aynı zamanda 1993 Haziran’ın son günlerinde, Sivas’a gitme hazırlığında olan ozanımız ile akşam vakti Ankara’da Kardelen Restoran’da gerçekleştirilmiştir.

Fotoğraftakiler soldan sağa: Ozan Muharrem Yazıcıoğlu, Nesimi Çimen, Selahattin Uslu
Ayaktakiler: Musa Seyirci, Rıza Hasgül

Asaf Koçak Ölümsüzdür

 


2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı’nda bedenen aramızdan ayrılan Asaf Koçak’ın Yozgat’ın Yerköy ilçesinde o dönem cenaze erkanına izin verilmediğini, cenaze namazını kıldıracak hocanın bulunamadığını ve günümüze değin mezarının defalarca kez tahrip edildiğini biliyor muydunuz?

Muhlis Akarsu'nun Küçük Kızı Damla Akarsu

 


Bugünün benim için diğer günlerden çok farkı yok çünkü 30 senedir (halen daha) bu akıl almaz katliamın travmasını yaşıyorum. 2 Temmuz dışındaki günlerim ışımıyor ki, bugün özellikle karanlık olsun. 30 senedir beni izleyen ve hiç geçmeyen kederi ben bilirim. Yurtdışına taşınmayı hep istedim, kederimden kurtulabileceğimi sandığım için değil ama hayatımın hiç değilse biraz daha katlanılabilir olabileceğini umduğum için. Artık mutluluğu ummuyorum.

Katliam da kaybettiğimiz Muhibe Akarsu ve Muhlis Akarsu’nun küçük kızları Damla Akarsu’nun kaleminden.

YAZI ARŞİV