18 Ocak, 2025

Hüseyin Çırakman'ın Anlatımından

 


Yiyemediğimiz, giyemediğimiz günlerimiz çok oldu. Aç kaldım, açık kaldım ama asla onursuz kalmadım. Tüm yaşantım boyunca gerçekleri yazdım. Her zaman halkının yanında, haksızlığın karşısında oldum. Belki bunuda büyük etkisi sonucu maddi kazancım olmadı. 1963 yılında Ankara’ya gelip yapmış olduğum gecekondumda halen zor koşullarda ben ve ailem yaşam mücadelesi veriyoruz. Halkıma, insanlığa bir şeyler vermeye çalıştım. Her zaman onlarla iç içe oldum. Onların takdiri, onların sevgi ve saygısı benim için en büyük kazanç olmuştur.

Elli yıllık hizmetimin karşılığı olarak, maalesef bugün herhangi bir gelirim ve sosyal güvencem yoktur. Tüm uğraşlarıma rağmen, iş verenim olmadığı gerekçesiyle SSK’dan emekli olamadım. Bugün bu zor koşullarda geçimimi çocuklarımın desteğiyle sağlamaya çalışıyorum.

İşte ben buyum, bir damla suyum.

Hüseyin Çırakman Ankara - 2002

Sefil Selimi Baba

 


Nesimi’mizin derisi yüzüldü, sokaklarda ezildi. Pir Sultan asıldı. Yahu kardeşim adam bildiğini söyledi. Düşüncesini söylediği için o duruma geldi. Örnek verilirse, kıvançla anlatıyorum, onları anlatırken neden ben öyle olmayayım, gerçekleri yazayım hiç olmazsa, çünkü çıkarcılık değil, aşıklık maddiyete tenezzül etme sanatı değildir. Aşıklık ülifiyet taşıyan bir sanattır. O nedenle halk şiirimizi yazan aşıklarımız mümkün olduğu kadar hiçbir sınıf ayrımı yapmadan, filan Alevidir, filan Sünnidir, filan gavurdur, filan günahkardır, filan sevapkardır diye ayrımcılık yapmıyorlarsa, işte o zaman aşıktır. Benim anladığım böyle.

Sefil Selimi Baba’nın Gülağ Öz ile yapmış olduğu söyleşiden bir kesit.

Fotoğrafdakiler: Hasan Kaplani ve Aşık Sefil Selimi
Fotoğraf Kaynak: Hasan Kaplani

Uğur Mumcu'nun Kaleminden

 


Bir gün Güney illerimizin birinden, Şeho Bildik adlı bir köylü yurttaşımızı getirip tutuklamışlardı. Şeho Bildik’in suçu, devrimci öğrencilere yataklık etmekti. Mahkemeye çıkınca, yargıç sormuş:

- Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilga ettin mi?
- Efendim?
- Oğlum, yani savcı diyor ki, Anayasa’yı tağyir, tebdil, ilga etmişsin, ne diyorsun?
- O dediğinizden hiç yapmadım komutanım…

Yargıç dayanamayıp suçun niteliğini açıklamış:
- Oğlum, Anayasa’yı ihlal ettin mi?
Yanıt şöyle gelmiş:
- Efendim, biz köylüyüz. Ne anlarız Anayasa’dan. İhlal edilmişse şehirliler etmiştir…

Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade kitabından alıntıdır.

Aşık Fatma Oflaz (Aşık Derdimend) Kimdir?

 


Aşık Fatma Oflaz (Derdimend)

1895 yılında Sivas’ın Kangal ilçesinde dünyaya geldi. Babasının adı Ali, annesinin adı Zeynep’tir. Babasının sağlığında hali vakti yerinde olan Fatma Oflaz’ın evlilik sonrasında zor bir yaşam mücadelesi oldu. 15 yaşında evlendirildi. İlk eşi, evliliklerinden yedi yıl sonra hayatını kaybetti. Ağlamaktan sol gözünü, kimsesizlikten de elindekini, avucundakini kaybetti.

Oldukça çileli bir yaşama sahip olan Derdimend Ana, okuma yazma bilmese de şiirleri irticalen söylemiş ve çevresindekilere not ettirmiştir. İrticalen söyleme sanatında tekrarlamalar ve kafiye bozukluğu gibi öne çıkabilecek alışkanlıklardan uzak, güçlü bir söylem ve anlatıma sahip dizeler dile getirmiştir. Şiirlerinde de mahlas olarak Derdimend’i kullanmıştır. 1980 yılında da bedenen aramızdan ayrılmıştır.

Dinleyin ağalar hasbihalimi
Eserim şay’oldu her bir diyare
Bir noksansız imla manalı kelam
Aşkım mahrem değil hep aşikare

Deryayı ummana dalmayan bilmez
Pir elinden bade almayan bilmez
Simya definesin bulmayan bilmez
Özbirle yüz tutup perverdigare

Sinnim hemen hemen kemali buldu
Korkarım defterde çilemiz doldu
Zeka her cephede nişantaş oldu
Yine kavuşmadık bir bahtiyare

Derdimend’im yarelerim açmayım
Bundan artık müşkül hale düşmeyim
Muhannetin köprüsünden geçmeyim
Ne minnetim yare ne de ağyare

Fotoğraf; 30 Ekim 1964 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Sivas Halk Şairleri Bayramı’nda çekilmiş bir karedir. İbrahim Aslanoğlu ile Derdimend Ana’yı, etkinlikle bir arada görmekteyiz.

Muhlis Akarsu'nun Dükkanı Bir Tekke Gibiydi.

 


Muhlis’in dükkanı bir tekke gibi idi. Yeni yeni gönül dostları, yol kardeşleri edinirdik. İlk kez orada karşılaştım Aşık Hüdai ile… İçeri girdiğinde hafiften göbek bağlamış, saçları dökük, gülmeyen, sıradan bir insan gibi görünmüştü. Sessiz, sakin birisi idi. Garip yapılıydı. O da gönül dostu idi. En korktuğu şey gönül kırmaktı.

Mahmut Erdal’ın anlatımından.

Mahmut Erdal’ın Muhlis’in dükkanı olarak bahsettiği yer, Muhlis Akarsu’nun, büyük kızı Pınar Akarsu’nun adını vererek açmış olduğu Pınar Plak şirketidir. Maalesef ki bu şirketin ömrü Sivas Katliamı nedeniyle çok uzun olamamış ve olaylardan kısa bir süre sonra da tamamen kapatılmıştır.

Hüdai Baba’nın ilk defa gördüğünüz bu fotoğraf karesini de 90’lı yılların sonunda Bekir Karadeniz kendisi bizzat çekmiş. Bizimle böylesi güzel bir kareyi paylaştığı içinde hocamıza minnettarız. Bekir Hoca’nın kültüre olan katkısı bir okyanus misalidir. Var olsun!

Neşet Ertaş Kendim Ettim Kendim Buldum Türküsünü Ne İçin Yazmıştır

 


Neşet Ertaş'ın çok sevilen ve çıkış yaptığı döneme damgasını vuran "Kendim Ettim Kendim Buldum" isimli türküsünü, evlilik hayatından canının çok yanması nedeniyle bestelediğini biliyor muydunuz?

Sivas Katliamı Öncesinde Nesimi Çimen

 


Nesimi Baba’nın, Sivas’ta ki etkinliklere davet edilmesinden hemen sonra eşi Makbule Çimen bir rüya görür ve rüyayı Nesimi Baba’ya anlatır.

Rüyada bir dede, ozanın evine konuk olur ve eşine; “Nesimi beni bırakıp gitmesin” diye ısrar eder. Eşi Makbule Hanım’dan da bunu Nesimi Çimen’e söylemesini ister. Makbule Hanım’da, dedeye: ”Nesimi söz verdimi sözünden caymaz, bunu O’na sen söyle” der. Sabah da gördüklerini kendisi Nesimi Baba’ya anlatır.

Nesimi Baba’nın rüyayı dinledikten sonra “Allah hayra yorsun” dediği ve bir süre derin düşüncelere dalarak, bir şeyleri hissetiğini de eşi Makbule Çimen’in anlatımından sizlere aktaralım istedik.

Fotoğraf: Nesimi Çimen ve eşi Makbule Çimen

Mihneti Baba'nın Bir Anısı

 


Duydum ki patronlar sefil olmuşlar
İki ekmek alan birini verdi
Mihneti de bu kervana katıldı
Çıkardı ne nazik yerini verdi

Ozan Mihneti Baba bu dizeleri nedeniyle 1980 yılında soruşturma geçirir. Savcı “Ne nazik yerden neyi kasttettiniz diye sorar?” Mihneti Baba’da “Kalbimi, efendim” diyerek yanıtlar.

Kaynak: Faruk Güçlü

Fotoğraf: Ozan Minneti (Vehbi Polat) ve eşi.

Alevi Kızılbaş Öğretisinin Yol Ulularından: Sıdki Baba

 


63 yıllık ömrünün 51 yılını Hacı Bektaş Veli Dergahı’na hizmet ederek geçiren Sıdki Baba, 1. Dünya Savaşı sırasında vatanın savunması için, Hacıbektaş Veli postnişi Cemalettin Çelebi’nin isteğiyle Alevi/Bektaşi topluluklar tarafından oluşturulan gönüllü mücahit alaylarının fahri yüzbaşısı olarak mücadele vermiştir.

Yine Sıdki Baba şiirlerinde Agahi Baba ile Yediharf adlı şairlerinde bu mücadelede yer aldıklarını şiirlerinde ifade etmektedir.

1. Dünya Savaşı’nın sonrasında işgal birliklerine karşı Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan Kurtuluş Mücadelesine de Cemalettin Çelebi önemli katkılar sunmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, Erzurum ve Sivas Kongrelerini gerçekleştirdikten sonra, Ankara’ya dönüş yolculuğunda 23 Aralık 1919 günü Hacıbektaş’a uğraşmış ve Cemalettin Efendi’yle uzun bir görüşme gerçekleştirmiştir. Yine geceyi de burada geçirmiştir.

Bazı kaynaklarda yer alan fakat tam olarak netleştirilemeyen bilgilere göre de: Hacıbektaş Veli Dergahı’ndan Cemalettin Çelebi tarafından, Mustafa Kemal’e, mücadeleye destek olmak adına da altın yardımı yapılmış ve kağnı arabalarıyla hediye edilmiştir.

Bu yaşananlar, Anadolu Alevi/Bektaşi’lerinin ülkenin kuruluş aşamasında etkin rol oynadıklarının birer örneğidir.

Maraş Katliamında Can Veren Ozan Emekçi'nin Babası Çavuş Yusuf

 


Ozan Emekçi’nin babası Yusuf amca (Yusuf Levendiz), biriketlerle kafasına vurularak öldürülmüştü. Biriketler yanı başında kan içindeydi. Karnına kadar bir battaniye örtülüydü. Kafası kanın içindeydi. Kanı, boynu ve göğsünün üstüne kadar akmıştı. Ceseti sokak içinde seriliydi. Saldırganlar sokak içinde durmadan bağırıyorlardı. “Maraş, Alevilere mezar olacak” diye, gür seslerle bağırıyorlardı!

Maraş Katliamı’nın tanıklarından Hüseyin Havuç’un anlatımından.

YAZI ARŞİV