17 Nisan, 2022

Mehmet Akan'a Saygılarımızla

 

Tiyatro ve Sinema Sanatçısı, Yönetmen, Koreograf, Folklorcu ve Yazar Mehmet Akan.

Bu kıymetli sanat insanını aslında birçoğumuz Bizimkiler dizisi ile tanısak da kendisi çok yönlü bir sanat adamıdır. Yönetmenliği, senaristliği, yazarlığı ve folklorculuğu ile Anadolu sanat kütüphanesine birçok eşsiz çalışmayı miras bırakmıştır.


Folklora olan ilgisi nedeni ile de Anadolu Aleviliği hakkında yapmış olduğu araştırmalar ve semahlara yönelik de çalışmaları mevcuttur.

Böylesi değerli ustaların önemi, hem yaşarken hem de bedenen aramızdan ayrıldıklarında bilinmesi gerekiyor ancak bunu bir türlü toplum olarak başaramadık.

Sayfamıza da yakışan şekliyle bizler, Mehmet Akan’ı, saygı, sevgi ve büyük özlemle anıyoruz. Devr-i daim, mekanı gönüller olsun.

Aşık Ali Cemal Çetinkaya

 


Çok sor şartlarda büyüdüm. Büyüyünce dertlerimiz bitmedi. Çok yerler gezdim. Çingene'sinden, Ermeni'sine her vatandaşımın derdine ortak olmuş, suyunu içmiş, lokmasını yemişimdir. Beni söyleten bu olmuştur.

Aşık Ali Cemal Çetinkaya

Aşık Bağrıyanık Tilki Destanını Anlatıyor

 


Aşık Bağrıyanık Başından Geçen Olaylar Sonrası Tilki Destanını Nasıl Yazdığını Anlatıyor

Köyümüzde, arazinin engebeli oluşu sebebiyle rençberlik oldukça ağırdır. Bizim 4-5 saatlik mesafelere giderek dağ yamaçlarında bulunan tarlalarımıza buğday, arpa vs. ekeriz. Ekim yapacağımız alanlar, bir yıl öncesinden herk edilir. Araçlar; öküz ve cılğa’dır. Bir tarihte komşumuz Musa Dağcı ile birlikte, Urutlar adı verilen mevkide herge gittik. Burası köye çok uzak olduğu için, geceleri eve dönmeyip orada kalıyoruz. Yiyeceğimiz, bir gün öncesinden gönderiliyor. Bazen bu iş haftalarca sürer ve biz, iş bitinceye kadar köye dönemeyiz. Aynı bölgede birden fazla herk eden vardır. Akşam olunca birbirlerimizin yiyeceklerini yürütmek bir adettir. Bu sebeple, yiyecekler büyük bir gizlilik içinde saklanır. Dayımın oğlu İlhami’ye köyden gelen dağarcık içindeki yiyecekleri saklamasını söyledim. O da almasınlar diye, yatarken başının altına koymuş. Osman Ağa’nın oğlu Karen, yiyeceklerin saklandığı yeri izlemiş ve gece herkes uykuya dalınca bunları yürütmüş. Sabahleyin yiyeceklerin başına gelenleri öğrendik ve açlığa talim ettik.

Bir sonraki gün İlhami, yiyecekleri bu defa herk ettiğimiz tarladaki kuşburnu ağacının dibine gömmüş. Bu defada bir tilki, dağarcığı topraktan çıkararak kenarını parçalamış ve içindeki yiyecekleri dağıtmış… Eh, dün Karen’in azizliğine, bugün de tilkininkine uğradık. Bu defa gelen yiyecekleri Musa Emmi herkte bizzat kendi saklamış. Sabahleyin yemek için oturduk bekliyoruz. Dağarcığı sakladığı yerden getirmeye giden Musa Emmi’nin ah vah içinde yakındığını gördük. Tilki yine dağarcığı topraktan çıkarıp içindeki yiyecekleri dağıtmış. İlhami dedi ki: “Ben tilkinin yuvasını biliyorum, gidip ona yaptığının cezasını verelim.” Hep beraber tilkinin yuvasının bulunduğu yere gittik, ancak tilki ne gezer. Bütün aramalarımız boşa çıktı. İşte tilkiye olan öfkemi dindirmek için o anda oturup şu destanı söyledim.

Ömrümde bir kerre çıkmışam herge
Seversin Mevla’yı azdan az harca
Bu gidişle bizi sokarsın borca
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Avcı değilim ki gezdirem tazı
Mevla’yı seversen ara ver bazı
Üstümüze kılarsın kaza namazı
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Nasıl bildin yiyeceğin hasını
Musa’ya çektirdin açlık yasını
Niye bozdun dağarcığın süsünü
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Sana mı çalışak altı ay yazı
Nerde buldun bizi tek yolunan kazı
Açlıktan çıkıyor midemiz gazı
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Ne kadar sürecek bunun devamı
Bu senin yaptığın kula reva mı
Çok aradık bulamadık yuvanı
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Gündüz gelmiyorsun görek aşikar
Senin yaptıkların bize yadigar
Nere götürürsün davetin mi var
Nedir başımıza dönersin tilki
Dünyayı benim mi sanarsın tilki

Aşık Bağrıyanık

Kaynak: Dr. Hasan Köksal
Fotoğraf: SAZ House

Denizin Ortasında Bir Kültür Yuvası: "Hulda Teknesi"

 



Denizin Ortasında Bir Kültür Yuvası: "Hulda Teknesi"

Hulda teknesi 1905 yılında İsveç’te inşa edilmiş ahşap bir yelkenli teknedir. 1958 yılında İsveç’e yerleşen ünlü heykeltraşlarımızdan İlhan Koman tarafından 1965 yılında satın alınır. Sonrasında ise Hulda Teknesi yıllar boyunca sürecek sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapar.


2010 yılında ise İlhan Koman’ın oğlu Prof. Dr. Ahmet Koman tarafından 12 bin km yol katedilerek Türkiye’ye getirilir. 117 yaşındaki bu tarihi eser tekne şu an da Bodrum Limanı’nda yer almaktadır ve 2010 yılından itibaren de adına festivaller düzenlenmektedir.


Daimi Baba’nın bu kaydı 1974 yılında, Nesimi Çimen ve Zülfü Livane’nin de yer aldığı Hulda Teknesi’nde gerçekleştirilen bir muhabbete aittir.

Aşık Murtaza Yalçın Kimdir?

 


Aşık Murtaza Yalçın Kimdir?

Sivas’ın Divriği ilçesinin Mursal köyünde 1954 yılında doğdu. 1961 yılında ailesiyle birlikte Ankara’ya göç etti. Maddi sıkıntılardan dolayı küçük yaşlarda ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık ve matbaacılık gibi mesleklerle uğraştı. Sonrasında ise İçişleri Bakanlığı’nda memur olarak iş hayatına devam etti. Aşıklık geleneğinin değerli temsilcileriyle küçük yaşlarda tanıştı ve bunu sanatına başarılı şekilde yansıttı.

Ozanlar Vakfı ve Ozan-Der’in de kuruculuğunu yapan Aşık Murtaza Yalçın, 1994 yılında ise memurluktan istifa ederek Ozan Plak’ı kurdu. Şiirlerinde; Murtaza Yalçın, Yalçın, Murtaza mahlaslarını kullanan aşık 1999 yılında ise bedenen aramızdan ayrıldı.

Değerli ozanımızı büyük özlem ve saygı ile anıyoruz.

Fotoğraf Kaynak: Musa Mert

Nesimi Çimen Yaşamına Neden Avrupa'da Devam Etmemişti?

 


Nesimi Çimen Yaşamına Neden Avrupa'da Devam Etmemişti?

Rahmetli Behçet Kemal Çağlar’ın evine gittik, oturduk, çaldık, çağırdık. Behçet Kemal Çağlar, ordan iş ve işçi bulma kurumunun müdürüne telefon etti Tophane’ye. Anlattı durumu. Yaşar Kemal’le müdürün yanına gittik, İş İşçi Bulma Kurumu’na. Müdür bize çay kahve ısmarladı, katip çağırdı. Orda benim evraklarımı doldurdular, beni muayeneye soktular. Bende bronşit var, nefes darlığı var, hala da var. “Sen gidemezsin Almanya’ya,” dedi Alman doktoru. Bir Alevi, yollama şefi vardı. Neyse biz ayarladık gelecektik biz Almanya’ya, Sirkeci’de yatıyorduk. Sonra hanıma mektup yazdım, gidiyorum Almanya’ya, diye. Hanımdan bir mektup geldi. Mektubun bir yerine bir mim koymuş yani kadına baktım bir ”amma” koymuş mektuba, okudum ”amma”yı evirdim çevirdim muammayı çözdüm. Hanım istemiyordu ben Avrupa'ya gideyim. Hanım razı olmadığı için ben Avrupa’ya gelemedim. Evrakları da yırttım mektubu da yırttım, attım hepsini. 61’de Avrupa’ya gelmedim.


Nesimi Çimen

Söyleşi Kaynak: Abdullah Gürgün

Nesimi Çimen Yazmış Olduğu Türküsünün Hikayesini Anlatıyor

 

Nesimi Çimen Yazmış Olduğu Türküsünün Hikayesini Anlatıyor

1989 yılında Almanya’nın Recklinghausen kentinde gerçekleştirilen bir etkinlikte sahne alan Nesmi Çimen’i izliyoruz. Nesimi Baba esere başlamadan önce söyleyeceği türkünün hikayesinden de bahsediyor. Hikayenin baş rolünde yer alan milletvekili olan Hamido hakkında kısa da olsa biraz bilgi verelim.

                            

Türküde adı geçen Hamido isimli milletvekilinin asıl ismi Hamit Fendioğlu’dur. 1919 Malatya doğumlu olan Hamido, Demokrat Parti’yi destekleği için bir dönem sürgüne gönderilir ve hapis cezasına çarptırılır. 1965 yılında Süleyman Demirel’in isteği üzerine Adalet Partisi’nden Malatya milletvekili seçilir. Milletvekilliği döneminde meclisteki kabadayılığı ve karıştığı kavgaları nedeniyle adından sıkça söz ettirir. Partisinin de bu durumdan rahatsız olması nedeniyle Adalet Partisi’nden ihraç edilir. 1977 yılında ise bağımsız girdiği seçimi, Malatya Belediye Başkanı olarak kazanır. Yaklaşık dört aylık belediye başkanı iken, evine postayla gönderilmiş bombalı paketi açması neticesinde, gelini ve iki torunu ile birlikte hayatını kaybetmiştir.

Hamido’nun ölümü, Cumhuriyet tarihinin ilk faili meçhul cinayeti olarak adlandırılmaktadır. Yaşamını kaybetmeden önce CHP’ye yakınlık duyduğu ve Bülent Ecevit ile görüşmeler yapmak istediği de bilinmektedir. Hamido’nun ölümünden sonra Malatya’da gerçekleştirilen ve birçok Alevi vatandaşın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Malatya Katliamı’da yine bilinmezleriyle dolu bir katliam olarak tarihte yerini almıştır.

Video Kaynak: Ulaş Baykal Tunç


Deli Çoban (Aşık Özeni) Kimdir?

 


1897 tarihinde Maraş’ın Afşin ilçesinin Serkizçay köyünde doğdu. 3 aylıkken babasını kaybetti. Asıl adı Hüseyin Özen’dir. Küçük yaşlarda başladığı çobanlığı çok uzun süreler yapması nedeni ile yörede Deli Çoban lakabı ile tanındı. Bunun yanı sıra mobilya işçiliği ve ahşap işlemesi gibi zanaatlarla da çok yetenekli olması nedeniyle hayatının bir bölümünü bu meslekleri icra ederek geçirdi.

Hareketli geçen gençlik çağlarından sonra çevresinin de etkisiyle Hakikatçı Aleviliği özünde benimseyerek daha olgun bir hal ile muhabbetlerde aranan isim haline geldi. Haydar Bayrak, Meluli Baba gibi bir çok önemli isimle meclis muhabbetlerinde yer aldı.

1980 askeri darbesinde yaşına rağmen gözaltına alınan Deli Çoban’a gözaltında “Sen hangi örgüttensin?” diye sorduklarında: “Ben örgüt mörgüt ismi bilmem, ben Karaca’nın (Meluli Baba’nın) örgütündenim” diye cevap verdiği bilinmektedir.

İki yüze yakın şiiri olduğu tahmin edilen ve bunların bir kısmının günümüze ulaştığı Deli Çoban, şiirlerinde Özeni mahlasını kullanmıştır. Kendisi 2004 yılında ise bedenen aramızdan ayrılmıştır. Ozanımızı büyük saygı ve özlemle anıyoruz.

Nefsine uyanlar yolundan azar
Uymayın bu nefse zor bir canavar
Gafil olma nefsin yüz bin fendi var
Düşürür tuzağa aman ha aman

Öfke de nefisin öz kardeşidir
O da çok yer yıkar benlik taşıdır
Kafa sanki dağdır hırs da kışıdır
Üşütür adamı aman ha aman

Nefiste benlik var kör ola haset
Dolar kalp evine fitneyle fesat
Nefsine uyanlar çeker nedamet
Uymayın zalime aman ha aman

Dost olanlar arar derdine derman
Beyhude işlekten vazgeç eleman
Hakikatte olmaz şek ile güman
Güman menzil almaz aman ha aman

Özeni halfetten kalbe erdiysen
Hasretin çektiğin dostu gördüysen
Hâkipaya inip yüzün sürdüysen
Secde kıldığın hak aman ha aman

Ozanımızın fotoğraf ve biyografik bilgilerinden yararlandığımız, Mustafa Ertekin’e teşekkür ediyoruz.

Erdebil Kamil (Kamil Berk) Kimdir?

 

Maraş’ın Afşin ilçesinin Örenli köyünde 1921 yılında doğdu. Erken yaşta evlendi ve bir dönem köyünde çiftçilik, çobanlık, taş ustalığı gibi çeşitli işler yaparak yaşamını sürdürdü. 1941 yılında, 2. Dünya Savaşı döneminde askere gitti ve yaklaşık dört yıl askerlik yaptı. Doğduğu ve büyüdüğü coğrafyaya yabancı kalmayan Kamil Berk, küçük yaşlarda saza ve şiire ilgi duydu ve kendisini bu yönde geliştirdi.


Çetin yaşam şartlarının bir ömür yakasını bırakmadığı aşık, köyünde yaşanan kızamık salgının da 7, 5 ve 3 yaşındaki üç çocuğunu kaybedince büyük yıkıma uğradı. Üç telli curası ile çevre yöresinin yanı sıra komşu illerde köy köy gezerek Cemlere katıldı ve zakirlik yaptı.

1978 yılında gerçekleşen Maraş Katliamı’nda omzundan vurularak hafif yaralandı ve bu olaylarda birçok yakınını kaybetti. Olaylardan sonra Mersin’e göçmek zorunda kaldı. 2008 yılında ise İstanbul’da ki oğlu İsa Berk’in yanında yaşamaya başladı. 2012 yılında ise bedenen aramızdan ayrıldı.

Bir vefa görmedim fani dünyada
Ne anamda ne babamda
Gece gündüz demeden çalıştım
Bir vefa görmedim fani dünyada

Zalim felek bir an pençesini vurdu
Üç yavrumu birden elimde aldı
Gurbet elde diyar diyar gezdirdi
Bir vefa görmedim fani dünyada

Biçare aklımı başımdan aldı
Ezdiler yüzdüler sonu ne oldu
Gurbet elde diyar diyar gezdirdi
Bir vefa görmedim fani dünyada

Bir cura sazımı elime aldım
Özümü sözümü Hakk’a bağladım
Hem çalıp söyledim hem de ağladım
Bir vefa görmedim fani dünyada

Erdebil Kamil’im yolda kalmadım
Balık olup denizlere dalmadım
El uzatıp el malını çalmadım
Bir vefa görmedim fani dünyada

Paylaştığımız fotoğrafın yanı sıra, aşığımızın yaşamından da bilgi edinmemize vesile olan Mustafa Ertekin’e sonsuz teşekkürlerimizle.

Sıdki Baba'dan Bir Anı

 


Sıdki Baba, Hacıbektaş Dergahı hizmetlerinde çok gezdiği için hayatında çok enteresan olaylar yaşar. Yaptığı gezileri at sırtında gerçekleştirdiği için en güzel atları seçer ve bu atlarla gezilerini gerçekleştirir. Haliyle gittiği yerlerde bu güzel atlar bir hayli ilgi görür. Bu durum at hırsızlarının da dikkatinden kaçmaz ve atlarından bir tanesi maalesef ki çalınır. Bunun üzerine Sıdki Baba şu şiiri yazar:

Atım kayıp oldu silahım melül
Ya öldürün beni bulun atımı
Bağlasın yolların ol Rabb-i Celil
Ya öldürün beni bulun atımı

Sığınmışım himmetine Allah’ın
Nesli Balım Sultan Pir Hamdullah’ın
Bu at benim değil Şah Feyzullah’ın
Ya öldürün beni bulun atımı

Yitirdim atımı düştüm melale
Büküldü kametim döndü nihale
Ne cevap vereyim Sultan Cemal’e
Ya öldürün beni bulun atımı

Sonrasında atından haber alan Sıdki Baba, kar tipi demez yollara düşer ve atına ulaşır. Hırsızlar atını vermek istemeyince iş mahkemeye taşınır ve kadı şahitlerin de ifadeleriyle atı zorda olsa Sıdki Baba’ya geri verir. Bunun üzerine Sıdki Baba on sekiz kıtadan oluşan *Doru At Destanını yazar:

Bir gece yatarken müjdeci geldi
Bulundu dor’atım elhamdülillah
Bu biçare gönül şaduman oldu
Verdi muradımı elhamdülillah

Kendim Bektaşi’yim, Tarsus’lu zatım
Mesrur oldu kalbim gitti firkatim
Dedim nerededir yahu dor’atım
Dedi: on beş saat buraya billah

Dağ başında kayıp oldu izimiz
Kar tipiden görmez oldu gözümüz
Ağlayarak Hakk’a döndük yüzümüz
Dedik: bu beladan kurtar ya Allah

Ateş-i aşk ile yandım koylaştım
Kılınç çekip hırsızlarla savaştım
Zalim kadı ile üç gün uğraştım
Allah’ım dor’atımı elhamdülillah

Şükür olsun her işimiz görüldü
Dolular içildi demler sürüldü
Sefil Sıdki muradımız verildi
Bize yardım etti nur-i Feyzullah

YAZI ARŞİV