20 Ağustos, 2026

Bir Ali Ekber Çiçek Röportajından Kısa Kesitler

 


Ali Ekber Çiçek’in 1980’li yıllardaki bir gazete röportajından sizin için derlediklerimiz:

"Evlerinde bulaşık, çamaşır yıkarken halk müziği mırıldanan hanımlar, Hilton'a veya başka yere gidince, klasik müzik tutkunu olup çıkıyor."

"Bu saz bize öyle şeyler öğretiyor ki… Hiç kimseyi rahatsız etmemeyi, hakkı olmayana gönül vermemeyi… İnsana, tabiata önem vermeyi öğreniyoruz. İşte, bunlara önem vere vere de, maddeyi bir tarafa atarız. Bizler, yıllar geçtikçe daha mütevazı, karşısındaki insanın derdini bir bakışta anlayabilecek nitelikte insanlarız.”

"Arap değiliz, Yunanlı değiliz, Türküz ve Türk
müziğini icra etmeliyiz."

"Hep benim parçalarımı okuyorlar, plak yapıyorlar. Biz onları ne çileler çekerek derleyip getirdik. Sofraya koyuyoruz. Biz daha bir kaşık almadan bakıyoruz ki, tencerenin dibi gözükmüş. Hep biz bu halka verdik. Hiçbir şey alamadık. Ama, ben şahsen huzurluyum. Devamlı suçu da kendimde ararım. Hani bir atasözümüz vardır: ‘Ayağın taşa değerse, kalbini yokla’ derler. Dertlerin başka türlü tedavisi de yoktur…”


Bütün ev işlerini yapmaya çalışıyorum. Bazı yemekleri yapmayı artık öğrendim. Örneğin, en iyi yaptığım yemeklerden biri orman kebabı… Her şeyin güzel olmasını isterim. Erkeğin ev işi yapması biraz ters gibi geliyor ama, ben eskiden beri severim. Bir şeyler yapmak istiyorum. Biraz da iş başa gelince öğrenmeye başladım. Günler beyhude geçiyor. Ama hep iyi olmasını düşündüğüm için beni mutlu ediyor. Yalnızlık iyi bir şey değil."

01 Eylül, 2025

Abuzer Karakoç'un 1989 Yılına Ait Röportajından Küçük Bir Kesit

 


Hapis yattı Şubat 1980'den 1983 sonuna. Sonra çok kısa süren özgürlük. Ve maalesef yeniden hapishane, 1986 sonuna kadar. 1987 başında bütün davalardan beraat etti aklandı ama olanlar olmuştu. Abuzer Karakoç kan kanseri idi. Bir çok mahpus gibi. Sonrası başa bela kanseri yenmek için uğraşan bir yiğidin destanıdır. Bu amaçla Fransa'ya sığınmak zorunda kaldı. Abuzer Karakoç Fransa'da ki günlerini şöyle anlatıyor:

"Her gün genellikle 08.30 veya 09.00'da uyanıyorum. İlaçlarımı alıyor, kahvaltımı yapıyorum. Her gün Türkçe iki gazete okuyorum. Reklamlarını yapmamak için isimlerini söylemeyeyim. Gazete haberleri ve ülkeden gelen mektuplar sayesinde Türkiye'de olup bitenleri düzenli olarak izliyorum. Bu arada düşündüğüm şiir ve sözler varsa, onları not ediyorum. Öğlen saatlerinde oğlum Tamer'le Türk Mahallesi'ne gidip yemek yiyorum. Randevum varsa dost ve tanıdıklar ile sanatçı arkadaşlarımla görüşüyorum. Bazı günler tedavi için hastaneye gidiyorum. Saat 18.00 veya 19.00'da eve dönüyorum. Akşam yemeğinden sonra bir süre bağlama çalıyorum. Yemekte dost ve arkadaşlar varsa sazlı, sözlü söyleşimiz bazen biraz uzayabiliyor. Genellikle 23.30 veya 24.00'te uyuyorum. Doktorumun önerisi uyarınca sigara içmez oldum. Hatta bunu bilen arkadaşlarım yanımda ve benim bulunduğum yerlerde sigara içmiyorlar. Gecesi gündüzüne karışmış, sigara dumanlı, polis takipli, hapisli önceki yıllara kıyaslanamayacak ölçüde düzenli bir yaşantım var. Sağ olsun eşim Elif de elinden gelen yardımı esirgemiyor."

18 Ocak, 2025

Nejat Birdoğan Daimi Baba'dan Bahsediyor

 


Daimi’nin bana verdiği sonsuz derslerin karşılığında ben 8-10 tane Alevilikle ilgili kitap yazdım. Hatta ilk yazdığım Anadolu’nun Gizli Kültürü Alevilik kitabındaki Cem Törenleri, tamamen Daimi’den öğrendiğim şeylerin kitaba yansımasıdır.

Aşık Daimi Baba’nın yakın dostu Halk Bilimcisi duayen Nejat Birdoğan’ın anlatımından.

Kaynak: 1995 yılında Ahmet Koçak’ın Radyo Umut’ta Nejat Birdoğan ile gerçekleştirmiş olduğu söyleşi.

Ozan Şirazi'nin Kendi Anlatımından

 


Evinin yakınında çay ocağı işletiyordu: “Sabah 4.30 - 05.00 gibi kalkıyorum. Saz çalma olanağı bulamıyorum. Hayatımı kazanmak zorundayım. Çocuklarım var, sorumluluklarım var. Yıllarca sazın sözün peşinden koştuk, aç kalmamak için direndik, ama saz doyurmadı, aç bıraktı bizi.”

Aşık Meçhuli’nin de oğlu olan ve 2013 yılında genç yaşında bedenen aramızdan ayrılan Ozan Şirazi’nin bir röportajından. Kendisini saygı ve özlemle anıyoruz!

Kahtalı Mıçe'nin Kendi Anlatımından

 


Aşık türünde de bizim idolümüz Mahzuni Baba’ydı. İyi bir dostumdu. Davut Sulari olsun, Nesimi Çimen olsun, Aşık Daimi olsun bunlar aynı dönemler. Veysel Baba hepsinden yaş olarak büyüktür. Hepsinin Piri’dir. Muhlis Akarsu olsun onlar Türkiye’nin mihenk taşlarıdır bunlar. Sivas’ta katliamda hepsi gitti bunların. Nerde bunlar bir daha gelir mi?

Kahtalı Mıçe

Cümleler Serkan Koç’un 2024 yılı içerisinde gerçekleştirmiş olduğu Kahtalı Mıçe söyleşisindendir. 

Aşık Meçhuli: Ben İlticamı Fransa'ya Yaptım

 


Ben ilticamı Fransa’ya yaptım. İlginç bir şey aklıma geldi, gezdiğim bazı yerlerde bazı tanımayan dostlar soruyorlar, nerelisin diye. Babam Elbistan’lı, annem Afşin’li ama benim memleketim yok! Soranlar biraz daha düşünüyorlar, abi nasıl olur diyorlar? Kendilerine meçhul adamın memleketi olmaz diyorum.

Aşık Meçhuli Baba’nın 1990 yılında Aşık Ezeli ile Almanya Berlin’de gerçekleştirmiş olduğu söyleşisinden küçük bir kesit.

Fotoğraf Kaynak: Meçhuli Baba’nın oğlu Niyazi Öztürk

YAZI ARŞİV